Bu çalışmanın amacı, Atatürk’ün yaşamı boyunca tekrarlayan böbrek hastalığını tarihsel ve tıbbi kanıtlar ışığında incelemek ve söz konusu durumun, Birinci Dünya Savaşı sırasında askerlerde tanımlanan “siper nefriti” ile mi yoksa “piyelonefrit” ile mi daha uyumlu olduğunu tıp tarihi perspektifinden değerlendirmekmiş. Araştırmacılar Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri, Millî Kütüphane, dönem gazeteleri, hekim raporları, anılar ve bilimsel yayınlardan yararlanarak Atatürk’ün hastalık öyküsünü kronolojik olarak incelemiş.
Atatürk’ün renal yakınmalarının gençlik yıllarında başlayan tekrarlayan üriner infeksiyonlarla ilişkili olabileceği düşünülmüş. Böbrek ağrısı, ateş, halsizlik ve üriner inflamasyon özellikle 1911 Trablusgarp Savaşı, 1915 Çanakkale Savaşı ve 1918’deki Viyana-Karlsbad tedavileri sırasında belirginleşmiş. Yakınmalar Milli Mücadele yıllarında da tekrarlamış; sıcak banyolar, istirahat, diyet ve dönemin mevcut destekleyici tedavileriyle kontrol edilmeye çalışılmış.
Özellikle 1918 yılında, Almanya dönüşünde ağırlaşan sol böbrek ağrısı nedeniyle uzun süre yatağa bağımlı kalan Atatürk, Viyana’da Prof. Otto Zuckerkandl tarafından değerlendirilmiş ve idrarında Escherichia coli saptanmış. “Pyelitis” tanısıyla üç hafta tedavi gördükten sonra Karlsbad’a geçerek hidroterapi, termal su, çamur banyoları ve diyet tedavisi uygulanmış. Ancak yakınmaları tamamen ortadan kalkmamış ve dönem dönem tekrarlamış.
Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, bu klinik tablonun Birinci Dünya Savaşı sırasında askerlerde tanımlanan siper nefriti ile karşılaştırılmasıdır. Siper nefriti; savaş koşullarında soğuk, nem, yetersiz beslenme, hijyen sorunları ve ağır fiziksel koşullarla ilişkili, ateş, halsizlik, proteinüri, hematüri ve ödem gibi bulgularla seyreden bir renal sendrom olarak tanımlanmıştır. Çalışmada Atatürk’ün özellikle cephe koşullarında ortaya çıkan ateş, böbrek ağrısı ve halsizlik ataklarının bu tabloyla bazı benzerlikler gösterdiği belirtilmiş.
Çalışma, tarihsel tıbbi kayıtların sınırlılıkları nedeniyle Atatürk’ün böbrek hastalığına günümüz tanı kriterleriyle kesin bir isim vermenin mümkün olmadığını da göstermiş. Bununla birlikte, yaklaşık 1911–1923 arasındaki hastalık öyküsü, dönemin savaş koşulları ve uygulanan tedaviler bir arada değerlendirildiğinde, Atatürk’ün sağlık sorunlarının yalnızca bireysel bir hastalık öyküsü değil, aynı zamanda savaş koşullarının insan sağlığı üzerindeki etkisini gösteren çarpıcı bir tıp tarihi örneği olduğu görülmektedir. Tüm bu sağlık sorunlarına rağmen Atatürk’ün askeri ve siyasi sorumluluklarını sürdürmesi ise çalışmanın dikkat çektiği önemli tarihsel unsurlardan biridir.
Bolat M, Köken AH, Ecder T. Atatürk’s kidney disease: pyelonephritis or trench nephritis? A medical and historical analysis. BMC Nephrol. 2026; 27 (1) :464.
Makale İçin Tıklayınız