Klimik Bülteni - Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Yayın Organıdır
<
18
Ağustos
2026
>

ESKİ SAYILAR

BÜLTEN ÜYELİĞİ

II. Kronik Hepatitlerin Tanı ve Takibinde Noninvazif Yöntemler Kursu (11 Eylül 2026, Bursa)

Kronik karaciğer hastalıklarının tanı, evreleme ve izleminde noninvazif yöntemlerin kullanımı, güncel uluslararası rehberlerde ilk tercih edilen yaklaşımlar arasında yer almakta ve klinik uygulamadaki önemi her geçen gün artmaktadır. Karaciğer fibrozu ve steatozunun biyokimyasal belirteçler ile görüntüleme yöntemleri kullanılarak değerlendirilmesi, doğru hasta yönetimi ve zamanında tedavi kararlarının verilmesinde önemli katkılar sağlamaktadır.
İlki yoğun ilgi ve değerli katkılarınızla gerçekleştirilen kursumuzun devamı niteliğindeki II. Kronik Hepatitlerin Tanı ve Takibinde Noninvazif Yöntemler Kursu, 11 Eylül 2026 tarihinde Bursa’da düzenlenecektir.

Bilimsel bilgi paylaşımını ve disiplinler arası etkileşimi güçlendireceğine inandığımız bu eğitim programında sizleri aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız.

KLİMİK Derneği Viral Hepatit Çalışma Grubu

Ayrıntılı Bilgi ve Başvuru İçin Tıklayınız

KLİMİK Podcast: Merak Edilen Yönleri ile Kırım Kongo Kanamalı Ateşi

Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), ülkemizde özellikle endemik bölgelerde önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Hastalığın erken tanınması, ağır seyir gösterebilecek olguların belirlenmesi, destek tedavisinin doğru yönetilmesi ve sağlık çalışanlarının korunması mortalitenin azaltılmasında kritik öneme sahiptir. Bu podcast bölümümüzde, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Handan Alay  ile KKKA’nın epidemiyolojisinden klinik ve laboratuvar bulgularına, tanı ve tedavi yaklaşımından ribavirin kullanımındaki güncel tartışmalara ve enfeksiyon kontrol önlemlerine kadar merak edilen konuları ele alıyoruz. Klinisyenlerin günlük uygulamalarına katkı sağlayacak bu yayını ilgiyle dinlemenizi umuyoruz.

Dinlemek İçin Tıklayınız

20 Ağustos 2026: Dünya Sivrisinek Günü

20 Ağustos 1897, Sir Ronald Ross (1857-1932)’un sivrisineklerin sıtmayı insandan insana bulaştırdığını gösterdiği tarihtir. Ross, Hintli bir hastanın kanını emdirdikten sonra Anopheles cinsinden dişi sivrisineğin sindirim sisteminde sıtma parazitlerini saptamış ve bu çalışmalarıyla 1902’de Nobel Ödülünü almıştır.

Bilinen en eski infeksiyon hastalıklarından birisi olan sıtmaya günümüzde de yılda 200 milyondan fazla insan yakalanmaktadır. Sıtmanın yanı sıra yine sivrisinekler, dünyanın çeşitli bölgelerinde karşılaşılan zika virusu hastalığı, çikungunya, dang, sarı ateş, Batı Nil ateşi, Rift Vadisi ateşi, Murray Vadisi ensefaliti, Japon ensefaliti, Doğu at ensefaliti, Batı at ensefaliti, La Crosse ensefaliti, St. Louis ensefaliti, Barmah Ormanı virusu infeksiyonu ve Ross Irmağı virusu infeksiyonu gibi pek çok viral hastalığın ve lenfatik filaryaz ve dirofilaryaz gibi bazı paraziter hastalıkların vektörü olarak önemlerini korumaktadır.

Birçoğu birer zoonoz olan bu hastalıkların ortasında Dünya Sivrisinek Günü’nü sağlıklı bir dünya ve sivrisineklerden uzak günler dileyerek anmak isteriz.

Saygılarımızla.
KLİMİK Derneği Yönetim Kurulu

Orta Gelirli Bir Ülkede HIV ile Yaşayan ve HIV İnfeksiyonu Olmayan Kriptokok İnfeksiyonlu Hastaların Klinik Özellikleri ve Bir Yıllık Mortalite Öngördürücüleri: Çok Merkezli Bir Kohort Çalışması

Orta Gelirli Bir Ülkede HIV ile Yaşayan ve HIV İnfeksiyonu Olmayan Kriptokok İnfeksiyonlu Hastaların Klinik Özellikleri ve Bir Yıllık Mortalite Öngördürücüleri: Çok Merkezli Bir Kohort Çalışması

KLİMİK Mantar İnfeksiyonları Çalışma Grubu (MİÇG) tarafından yapılan bu çalışmada, kriptokok infeksiyonlarının HIV ile yaşayan ve yaşamayan bireylerde önemine dikkat çekilmiş. Her iki grubu birlikte değerlendiren, orta gelirli ülkelerden gerçek yaşam verilerine dayalı çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmada, kriptokok infeksiyonu olan hastaların klinik özelliklerinin değerlendirilmesi ve bir yıllık mortalite ile ilişkili prediktif faktörlerin belirlenmesi amaçlanmış.

Bu retrospektif çok merkezli kohort çalışmasına, 2013–2025 yılları arasında kriptokok infeksiyonu tanısı alan erişkin hastalar dahil edilmiş ve hastalar tanıdan itibaren bir yıl veya ölüm gerçekleşene kadar izlenmiş. Demografik, klinik, laboratuvar ve tedaviye ilişkin veriler toplanmış. Sağkalım Kaplan–Meier yöntemi ile analiz edilmiş ve log-rank testi ile karşılaştırılmış; mortalite ile bağımsız olarak ilişkili faktörleri belirlemek için Cox orantısal tehlikeler regresyonu kullanılmış. HIV durumuna göre alt grup analizleri yapılmış.

Çalışmaya yaş ortalaması 46 ± 16 yıl olan toplam 92 hasta dahil edilmiş; hastaların %56.5’i HIV ile yaşıyorken ve %87’si immünkompromizeymiş. En sık klinik prezentasyon santral sinir sistemi tutulumu olup hastaların %64.1’inde görülmüş. Genel bir yıllık mortalite oranı %46.7 idi. Çok değişkenli Cox regresyon analizinde bilinç değişikliği ve dissemine infeksiyon artmış mortalite ile bağımsız olarak ilişkili bulunurken, daha yüksek serum albümin düzeyleri daha iyi sağkalım ile bağımsız olarak ilişkiliymiş. Yaş da mortalite ile bağımsız olarak ilişkili saptanmış. Kaplan–Meier analizinde bilinç değişikliği ve dissemine infeksiyonu olan hastalarda bir yıllık sağkalımın anlamlı olarak daha düşük olduğu görülmüş. Santral sinir sistemi tutulumu HIV ile yaşayan bireylerde daha sık görülmesine rağmen (%78.8’e karşı %45.0; p<0,001), mortalite oranları HIV ile yaşayan ve HIV infeksiyonu olmayan hastalar arasında benzermiş.

Sonuç olarak, kriptokok infeksiyonları HIV durumundan bağımsız olarak yüksek mortalite ile ilişkili bulunmuş. Bilinç değişikliği ve dissemine infeksiyon bir yıllık mortalite ile bağımsız olarak ilişkiliyken, daha yüksek albümin düzeyleri daha iyi sağkalım ile ilişkili bulunmuş. Basit klinik parametreler, özellikle kaynakların sınırlı olduğu ortamlarda erken klinik risk değerlendirmesine katkı sağlayabileceği belirtilmiş.

Benli A, Çağatay A, Şahin B, et al. Clinical characteristics and predictors of one-year mortality in HIV and non-HIV patients with Cryptococcal infections in a middle-ıncome setting: a multicenter cohort study. J Fungi. 2026;12 (8): 545.

Makale İçin Tıklayınız

Atatürk’ün Böbrek Hastalığı: Piyelonefrit mi, Siper nefriti mi? Medikal ve Tarihi Bir Analiz

Bu çalışmanın amacı, Atatürk’ün yaşamı boyunca tekrarlayan böbrek hastalığını tarihsel ve tıbbi kanıtlar ışığında incelemek ve söz konusu durumun, Birinci Dünya Savaşı sırasında askerlerde tanımlanan “siper nefriti” ile mi yoksa “piyelonefrit” ile mi daha uyumlu olduğunu tıp tarihi perspektifinden değerlendirmekmiş. Araştırmacılar Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri, Millî Kütüphane, dönem gazeteleri, hekim raporları, anılar ve bilimsel yayınlardan yararlanarak Atatürk’ün hastalık öyküsünü kronolojik olarak incelemiş.

Atatürk’ün renal yakınmalarının gençlik yıllarında başlayan tekrarlayan üriner infeksiyonlarla ilişkili olabileceği düşünülmüş. Böbrek ağrısı, ateş, halsizlik ve üriner inflamasyon özellikle 1911 Trablusgarp Savaşı, 1915 Çanakkale Savaşı ve 1918’deki Viyana-Karlsbad tedavileri sırasında belirginleşmiş. Yakınmalar Milli Mücadele yıllarında da tekrarlamış; sıcak banyolar, istirahat, diyet ve dönemin mevcut destekleyici tedavileriyle kontrol edilmeye çalışılmış.

Özellikle 1918 yılında, Almanya dönüşünde ağırlaşan sol böbrek ağrısı nedeniyle uzun süre yatağa bağımlı kalan Atatürk, Viyana’da Prof. Otto Zuckerkandl tarafından değerlendirilmiş ve idrarında Escherichia coli saptanmış. “Pyelitis” tanısıyla üç hafta tedavi gördükten sonra Karlsbad’a geçerek hidroterapi, termal su, çamur banyoları ve diyet tedavisi uygulanmış. Ancak yakınmaları tamamen ortadan kalkmamış ve dönem dönem tekrarlamış.

Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, bu klinik tablonun Birinci Dünya Savaşı sırasında askerlerde tanımlanan siper nefriti ile karşılaştırılmasıdır. Siper nefriti; savaş koşullarında soğuk, nem, yetersiz beslenme, hijyen sorunları ve ağır fiziksel koşullarla ilişkili, ateş, halsizlik, proteinüri, hematüri ve ödem gibi bulgularla seyreden bir renal sendrom olarak tanımlanmıştır. Çalışmada Atatürk’ün özellikle cephe koşullarında ortaya çıkan ateş, böbrek ağrısı ve halsizlik ataklarının bu tabloyla bazı benzerlikler gösterdiği belirtilmiş.

Çalışma, tarihsel tıbbi kayıtların sınırlılıkları nedeniyle Atatürk’ün böbrek hastalığına günümüz tanı kriterleriyle kesin bir isim vermenin mümkün olmadığını da göstermiş. Bununla birlikte, yaklaşık 1911–1923 arasındaki hastalık öyküsü, dönemin savaş koşulları ve uygulanan tedaviler bir arada değerlendirildiğinde, Atatürk’ün sağlık sorunlarının yalnızca bireysel bir hastalık öyküsü değil, aynı zamanda savaş koşullarının insan sağlığı üzerindeki etkisini gösteren çarpıcı bir tıp tarihi örneği olduğu görülmektedir. Tüm bu sağlık sorunlarına rağmen Atatürk’ün askeri ve siyasi sorumluluklarını sürdürmesi ise çalışmanın dikkat çektiği önemli tarihsel unsurlardan biridir.

Bolat M, Köken AH, Ecder T. Atatürk’s kidney disease: pyelonephritis or trench nephritis? A medical and historical analysis. BMC Nephrol. 2026; 27 (1) :464.

Makale İçin Tıklayınız

Klinik Uygulamada Sefiderokol: Çoklu İlaca Dirençli Gram-Negatif Bakteriyel İnfeksiyonların Yönetiminde Randomize Çalışmalardan Gerçek Dünya Verilerine

Çoklu ilaca dirençli Gram-negatif bakteriler (ÇİD-GNB), sınırlı tedavi seçenekleri ve yüksek morbidite ve mortalite oranları nedeniyle önemli bir küresel sağlık sorunu oluşturmaktadır. Yeni bir siderofor sefalosporin olan sefiderokol, ÇİD-GNB infeksiyonlarının tedavisinde potansiyel bir seçenek olarak öne çıkmıştır. Bu derlemede, ÇİD-GNB infeksiyonlarının tedavisinde sefiderokolün klinik etkinliğini, güvenliliğini ve tedavideki uygun yerini ortaya koymak için randomize kontrollü çalışmalar (RKÇ) ve gerçek yaşam verilerinin değerlendirilmesi amaçlanmış. Faz 2 ve 3 RKÇ’ler ile mevcut gerçek yaşam gözlemsel çalışmalarını kapsayan bir derleme hazırlanmış. Kanıtlar, etki mekanizması, farmakokinetik/farmakodinamik özellikler, direnç mekanizmaları ve farklı infeksiyon bölgeleri, patojenler ve tedavi stratejilerine göre klinik sonuçlar açısından sentezlenmiş.

RKÇ’lerde, sefiderokolün komplike üriner sistem infeksiyonları, hastane kökenli pnömoni ve Gram-negatif bakterilerin neden olduğu kan dolaşımı infeksiyonlarında standart tedavilere kıyasla eşdeğer (non-inferior) olduğu gösterilmiş. Bununla birlikte, özellikle Acinetobacter baumannii ve metallo-β-laktamaz (MBL) üreten patojenlerin oluşturduğu infeksiyonların bazı alt gruplarında heterojen sonuçlar ve mortalite farklılıkları gözlenmiş. Gerçek yaşam çalışmaları, kritik hastalarda, ventilatör ilişkili pnömonide ve kan dolaşımı infeksiyonlarında sefiderokol kullanımını desteklerken, daha tutarlı yararların Pseudomonas aeruginosa ve karbapeneme dirençli Enterobacterales infeksiyonlarında görüldüğü bildirilmiş. Karbapeneme dirençli A. baumannii infeksiyonlarındaki sonuçlar ise değişkenliğini koruduğu görülmüş. Tedavinin erken başlanmasının daha iyi sonuçlarla ilişkili olduğu görülürken, kombinasyon tedavisinin monoterapiye üstünlüğü net olarak ortaya konulamamış.

Sefiderokolun MDR-GNB infeksiyonlarının tedavisinde değerli bir seçenek oluşturduğu sonucuna varılmış. Optimal kullanımı; uygun hasta ve patojen seçimi, tedavinin erken başlanması ve antimikrobiyal yönetim stratejileriyle bütünleştirilmesi gerektirdiği belirtilmiş. Özellikle karbapeneme dirençli A. baumannii ve MBL üreten patojenlerin neden olduğu infeksiyonlarda sefiderokolün tedavideki yerini daha iyi belirlemek için patojen ve infeksiyon türüne özgü ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu vurgulanmış.

Di Bartolomeo F, Augello M, Marchetti G. Cefiderocol in clinical practice: from randomised trials to real-world evidence in the management of multidrug-resistant Gram-negative bacterial infections. J Infect. 2026;93 (3): 106821.

Makale İçin Tıklayınız

Aspergillus Dışı Küf İnfeksiyonlarının Yönetimi, Sonuçları ve Ölüm ve Tedavi Başarısızlığı ile İlişkili Faktörler: Avustralya ve Yeni Zelanda’da Çok Merkezli Bir Çalışma

Non-Aspergillus küf infeksiyonlarında farklı etkenlere göre tedavi yanıtları ve mortaliteyi değerlendiren geniş kapsamlı bölgesel çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmada, Avustralya ve Yeni Zelanda’daki 21 merkezde, 2016–2023 yılları arasında tanı alan non-Aspergillus küf infeksiyonu olguları retrospektif olarak değerlendirilmiş. Olgular her merkezin patoloji sistemi üzerinden belirlenmiş. Tedavi yaklaşımları incelenmiş ve farklı non-Aspergillus küf infeksiyonlarında 30, 90 ve 180. günlerdeki tedavi yanıtı ve mortalite sonuçları karşılaştırılmış. Ayrıca 90 günlük mortalite ve tedavi başarısızlığı ile ilişkili faktörler çok değişkenli analizlerle değerlendirilmiş.

Toplam 421 olgunun 129’u Mucorales (%30.6), 89’u Lomentospora prolificans (%21.1), 82’si Scedosporium spp. (%19.5), 30’u Fusarium spp. (%7.1), 44’ü diğer dematiyase küfler (%10.5), 27’si diğer non-Aspergillus küfler (%6.4) ve 20’si miks non-Aspergillus küf infeksiyonuymuş (%4.8). Antifungal tedavi 376 hastaya (%89.3) uygulanmış ve 219 hastaya (%52.0) ek cerrahi tedavi yapılmış. Yüz sekseninci güne kadar hayatta kalan hastaların 115 (%42.6; 115/270)’i antifungal tedavi almaya devam etmiş ve toplam tedavi süresi 180 günü aşmış. Tüm nedenlere bağlı 90 günlük mortalite %31.4 (132/421) imiş; en yüksek mortalite Lomentospora prolificans infeksiyonunda görülmüş. Nötropeni, yoğun bakım ünitesine yatış, dissemine infeksiyon, Mucorales infeksiyonu ve L. prolificans infeksiyonu 90 günlük mortalite artışı ile ilişkili bulunmuş (tümünde p<0.001). Ek cerrahi tedavi ise daha düşük 90 günlük mortalite ile ilişkiliymiş. 90 günlük tedavi başarısızlığı ile ilişkili faktörler arasında nötropeni, uzun süreli kortikosteroid kullanımı, solid kanser, dissemine infeksiyon, santral sinir sistemi infeksiyonu ve L. prolificans infeksiyonu yer almış (tümü p<0.05).

Sonuç olarak, antifungal tedaviye rağmen L. prolificans infeksiyonlarında en kötü klinik sonuçlar görülmüş, bunu Mucorales infeksiyonları izlemiş. Bu bulgular, daha iyi tanısal yöntemlere ve daha etkili tedavi stratejilerine duyulan ihtiyacı ortaya koymaktadır.

Neoh CF, Chen SC, Morris AJ, et al. Management, Outcomes, and factors associated with mortality and treatment failure of non-Aspergillus mold ınfections: a multicenter study in Australia and New Zealand. Open Forum Infect Dis. 2026: ofag474).

Makale İçin Tıklayınız

Akut Komplike Olmayan Sistit Tedavisinde Oral Üçüncü Kuşak Sefalosporinlerin Birinci/İkinci Kuşak Sefalosporinlerle Karşılaştırılması: Ülke Çapında Retrospektif Bir Kohort Çalışması

Japonya’da ulusal sağlık sigortası kayıtları kullanılarak gerçekleştirilen geniş kapsamlı retrospektif kohort çalışmasında, akut komplike olmayan sistit tedavisinde oral üçüncü kuşak sefalosporinler ile birinci ve ikinci kuşak sefalosporinlerin etkinliği karşılaştırılmış. Çalışmaya 2006–2022 yılları arasında oral sefalosporin tedavisi başlanan, 18 yaş ve üzerindeki kadın hastalar dahil edilmiş. Üçüncü kuşak sefalosporinler arasında sefdiinir, sefpodoksim proksetil, sefditoren pivoksil ve sefkapen pivoksil; birinci/ikinci kuşak grubunda ise sefaleksin ve sefaklor değerlendirilmiş. Tüm hastalarda tedavi süresi 5–7 günmüş.

Toplam 40 003 hastanın %90.7’sine üçüncü kuşak sefalosporin reçete edilmiş. Olası karıştırıcı faktörler düzeltildiğinde, yedi gün içinde piyelonefrit tanısının konulması veya ek antibiyotik başlanmasından oluşan primer sonlanım üçüncü kuşak sefalosporin grubunda anlamlı olarak daha sık görülmüş. Bu fark esas olarak ek antibiyotik kullanımındaki artıştan kaynaklanırken, piyelonefrit tanısı ve diğer ikincil sonlanımlar açısından gruplar arasında belirgin fark saptanmamış. Sonuçlar 50 yaş altı ve üzerindeki hasta gruplarında da benzermiş.

Çalışmanın sonuçları, akut komplike olmayan sistitte oral üçüncü kuşak sefalosporinlerin, sefaleksin veya sefaklora kıyasla daha iyi bir klinik sonuç sağlamadığını; aksine yedi gün içinde ek antibiyotik gereksiniminin daha yüksek olabileceğini düşündürmüş. Bu bulgular, özellikle geniş spektrumlu üçüncü kuşak sefalosporinlerin yaygın kullanımının antimikrobiyal yönetim açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

Taniguchi J, Aso S, Yasunaga H. Comparison of oral third- versus first-/ second-generation cephalosporins for acute uncomplicated cystitis: a nationwide retrospective cohort study. Eur J Clin Microbiol Infect Dis. 7 Ağustos 2026.

Makale İçin Tıklayınız

ESCMID’den Haberler

ESCMID Mentorluk Programı: Başvurular 17 Ağustos 2026 tarihinde başlıyor. Özellikle kariyer gelişimi ve akademik/profesyonel yönelim açısından erken ve orta kariyer dönemindeki araştırmacılar için önemli bir fırsat olarak öne çıkıyor.

Bağlantı İçin Tıklayınız


“Better Methods” Kursu: ESCMID ve Ecraid iş birliğiyle düzenlenen üç günlük kurs; epidemiyolojik ve istatistiksel yöntemleri kullanan araştırmacılara yönelik. Kurs, 6-8 Ekim 2026’da Verona, İtalya’da gerçekleşecek. Son başvuru tarihi 8 Eylül 2026.

Bağlantı İçin Tıklayınız
 

Epi Alert – Güncel Epidemiyolojik Gelişmeler: Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde beş eyalette 4053 doğrulanmış Ebola vakası ve 1850 ölüm bildirildi; Uganda ise 28 Temmuz’da salgının sona erdiğini ilan etti. Avrupa’da yedi ülkede toplam 241 yerel Batı Nil virusu vakası bildirildi; vakaların önemli bölümü İtalya ve Yunanistan’dan geldi.

Meşrutiyet Mah. Rumeli Cad.
İpek Apt. No. 70 D. 7
(Rumeli Eczanesi üstü),
34363 Şişli, İstanbul
Tel. ve Faks: (0212) 219 54 82
E-posta: klimik@klimik.org.tr