Klimik Bülteni - Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Yayın Organıdır
<
28
Temmuz
2026
>

ESKİ SAYILAR

BÜLTEN ÜYELİĞİ

28 Temmuz 2026 Dünya Hepatit Günü: Haydi Onu Bitirelim

Viral hepatitlerle ilgili farkındalığın artırılması amacıyla Hepatit B yüzey antijenini saptayan ve HBV aşısını da geliştirerek 1976’da Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nün sahibi olan Dr. Baruch Blumberg’in doğum günü “28 Temmuz Dünya Hepatit Günü” olarak tanımlanmıştır. Hepatitin elimine edilmesinin ve karaciğer kanserinin önlenmesinin önündeki mali, sosyal ve —damgalama dahil— sistemik engellerin kaldırılmasına vurgu yapmak üzere Dünya Sağlık Örgütü 2026 yılının temasını “Hepatit: Haydi onu bitirelim (Hepatitis: Let’s breat it down)” olarak belirlemiştir.

Tema, insanların hayatlarını kurtarabilecek hizmetlere erişimini engelleyen bariyerleri ortadan kaldırmaya yönelik bir çağrıdır. Viral hepatit, dünya çapında önlenebilir hastalık ve ölümlerin önemli bir nedeni olmaya devam etmektedir. Böylece bir halk sağlığı sorunu olan viral hepatitin 2030 yılına kadar sona erdirilmesine yönelik “hastalığın bitirilmesi” gerektiğini hatırlatmaktadır.

Açıklama İçin Tıklayınız

Artan İmmünosüprese Hasta Yükü ve Hepatit B Reaktivasyonu Yönetimi (219. Web Konferans, 28 Temmuz 2026)

28 Temmuz 2026 Salı günü 20.00-21.30 saatleri arasında “Artan İmmünosüprese Hasta Yükü ve Hepatit B Reaktivasyonu” Web konferansı yapılacaktır.

PROGRAM
Yöneten: Prof. Dr. Süda TEKİN
Acıbadem Ataşehir Hastanesi

Olgu Sunumu
Doç. Dr. Petek KONYA
Afyonkarahisar Sağlık Bilğimleri Üniversitesi, Tıp Fakültesi

İmmünosüprese Bireylerde Hepatit B Reaktivasyonu Yönetimi
Doç. Dr. Güle ÇINAR
Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi

Selam ve saygılarımızla.
KLİMİK Derneği Yönetim Kurulu

Kuzey ve Orta Anadolu Bölgesi HIV Simpozyumu (25-27 Eylül 2026, Çorum)

KLİMİK Derneği HIV/AIDS Çalışma Grubu olarak, ülkemizde HIV alanında bilimsel bilgi birikimini arttırmak, güncel gelişmeleri değerlendirmek ve saha deneyimlerini paylaşmak için ülkemizin farklı bölgelerinde HIV ile yaşayan bireyleri takip eden hekimleri bir araya getirmek, bilimsel gelişme ve deneyimlerimizi paylaşmak amacıyla toplantılar düzenlemekteyiz. Bu bağlamda 25-27 Eylül 2026 tarihleri arasında Kuzey ve Orta Anadolu Bölgesinde yer alan illeri kapsayan bir toplantı planlamış bulunmaktayız.

Hitit uygarlığının başkenti olan Çorum ilimizde gerçekleştirceğimiz bu toplantıda güncel epidemiyolojik veriler, tanı ve tedavi yaklaşımları, yeni tedavi seçenekleri, HIV ve komorbiditeler, olgu sunumları ve HIV’den korunma stratejileri ele alınacaktır.

HIV ile yaşayan bireylerin sağlık hizmetlerine eşit ve kaliteli erişimlerinin sağlanması için, bilimsel bilgi kadar, insani yaklaşımın öneminin farkındalığıyla, sizleri “Değişen HIV Epidemiyolojisi ve HIV ile Yaşayan Bireye Güncel Yaklaşım” başlıklı “Kuzey ve Orta Anadolu Bölge Simpozyumunda aramızda görmekten mutluluk duyacağız.

Ayrıntılı Bilgi ve Başvuru İçin Tıklayınız

Hipervirulan ST11 Klebsiella Pneumoniae‘de Seftazidim-Avibaktam, Sefiderokol ve Aztreonam-Avibaktama Çapraz Direnç Kazandıran, Ardışık Olarak Çoğaltılmış blaKPC -14 Geninin Konak İçi Evrimi

Hipervirulan karbapeneme dirençli Klebsiella pneumoniae (hv-CRKP) infeksiyonları, sınırlı tedavi seçenekleri ve yeni antibiyotiklere karşı tedavi sırasında direnç gelişebilmesi nedeniyle önemli bir klinik sorun oluşturmaktadır. Çalışmada, uzun süreli seftazidim-avibaktam tedavisi alan kritik durumdaki bir hastadan izole edilen ST11 hv-CRKP suşunun direnç mekanizması incelenmiş. Antimikrobiyal duyarlılık testleri ve tüm genom dizilemesi sonucunda izolatın IS26 aracılığıyla tandem olarak çoğalmış iki bla<sub>KPC-14</sub> kopyası taşıdığı gösterilmiş.

İzolat, seftazidim-avibaktam, sefiderokol ve aztreonam-avibaktama karşı yüksek düzeyde çapraz direnç sergilemiş. bla<sub>KPC-14</sub> geninin iki kopya hâlinde bulunmasının, bakteride belirgin bir fitness kaybına yol açmadan direnç düzeylerini artırdığı saptanmış. Hastada tedavi boyunca yüksek seyreden glomerüler filtrasyon hızının, antimikrobiyal maruziyeti azalttığı ve direnç gelişimine katkıda bulunmuş olabileceği düşünülmüş. Bulgular, uzun süreli seftazidim-avibaktam kullanımının oluşturduğu seçici baskının KPC varyantlarının ortaya çıkmasını ve gen kopya sayısının artmasını kolaylaştırabileceğini göstermiş. Bu durumun, yalnızca seftazidim-avibaktama değil, sefiderokol ve aztreonam-avibaktam gibi diğer kritik tedavi seçeneklerine karşı da çapraz direnç gelişmesine yol açabileceği belirtilmiş. Tedavi sırasında direnç gelişiminin erken saptanabilmesi için fenotipik duyarlılık testlerinin, uygun merkezlerde genomik analizlerle desteklenmesinin yararlı olabiliceği vurgulanmış.

Hu F, Zhang Y, Hao M, Li W. Within-host evolution of tandemly duplicated blaKPC-14 conferring cross-resistance to ceftazidime-avibactam, cefiderocol and aztreonam-avibactam in hypervirulent ST11 Klebsiella pneumoniae. J Infect. 2026; 93 (2): 106810.

Makale İçin Tıklayınız

Kanıtlar Mukormikoz Tedavisinde Yüksek Doz Lipozomal Amfoterisin B Kullanımını Destekliyor mu?

Kılavuzlar, invazif mukormikoz için birinci basamak tedavi olarak 5–10 mg/kg/gün dozunda lipozomal amfoterisin B’nin (L-AMB) kullanılmasını önermektedir. Ancak 5–6 mg/kg/gün dozunu aşan dozların, ek nefrotoksisite ve maliyeti haklı çıkaracak kadar sonuçları iyileştirip iyileştirmediği hâlâ belirsizdir. Bu çalışmada 58 yayından elde edilen farmakokinetik, preklinik ve klinik kanıtlar değerlendirilmiş. Bu değerlendirmede standart doz L-AMB 5–6 mg/kg/gün, yüksek doz (YD) L-AMB ise >6 mg/kg/gün olarak tanımlanmış. Hayvan modelleri doza bağlı etkinlik göstermekteyken, YD L-AMB’yi inceleyen tek prospektif çalışmanın (Ambizygo), yanıt oranları geçmişteki 5 mg/kg/gün kohortlarına benzer olan tek kollu bir pilot çalışma olduğu görülmüş. Retrospektif çalışmalarda, nefrotoksisite oranları daha yüksek olmakla birlikte YD L-AMB lehine bir sağkalım yararı saptanmamış. Mevcut kanıtların, mukormikoz tedavisinde 5–6 mg/kg/gün dozunu aşan rutin doz artışını desteklemediği belirtilmiş. Erken tanı, cerrahi debridman ve immünosupresyonun giderilmesinin klinik seyir için daha kritik olduğu vurgulanmış. Yine de bazı seçilmiş vakalarda kişiye özel kar-zarar değerlendirmesine dayalı olarak daha yüksek doz L-AMB kullanılması gerekebileceği de belirtilmiş.

Lewis RE, Kontoyiannis DP. Does the evidence support high-dose liposomal amphotericin b in the treatment of mucormycosis? J Infect Dis. 2026: jiag336.

Makale İçin Tıklayınız

Hastanede Yatan Hastalarda Ventrikülitin Önlenmesi ve Yönetimi

Bu derlemede ventrikülitin önlenmesi, tanısı ve tedavisine ilişkin güncel çalışmalar önceki kanıtlarla birlikte değerlendirilmiş. Yeni çalışmalar santral sinir sistemi cihazlarının kullanım süresi ve beyin omurilik sıvısı kaçağı gibi bilinen risk faktörlerini doğrularken, hastaya ve girişime özgü yeni risk belirleyicilerini de ortaya koymuş. Multipleks PCR ve metagenomik yeni nesil dizileme gibi moleküler yöntemler, etkenlerin daha hızlı ve kapsamlı biçimde saptanmasını sağlamış; polimikrobiyal ve fungal infeksiyonların sanılandan daha önemli olabileceğini göstermiş. Beyin omurilik sıvısında presepsin, yüksek hareketlilik grubu kutu 1 proteini (HMGB-1), hücre indeksi ve çeşitli sitokin profilleri gibi biyobelirteçler de tanı ve prognoz açısından umut verici bulunmuş. Çok ilaca dirençli etkenlerin neden olduğu ventrikülitlerde intraventriküler antibiyotik uygulamaları, farmakokinetik verilere göre düzenlenen sistemik tedaviler ve nöroendoskopik girişimler giderek daha fazla önem kazanmaktaymış. Ayrıca standartlaştırılmış bakım paketlerinin infeksiyon oranlarını azaltabildiğine ilişkin gerçek yaşam verileri güçlenmiş. Bununla birlikte mevcut kanıtların önemli bölümü tek merkezli ve gözlemsel çalışmalara dayanmaktaymış. Ventrikülit tanımlarındaki farklılıkların, yöntemsel heterojenliğin ve sınırlı kanıt kalitesinin sonuçların genellenmesini güçleştirdiği belirtilmiş. Güncel literatürün, daha ayrıntılı risk değerlendirmesini, moleküler tanı yöntemlerinin kullanımını, seçilmiş olgularda biyobelirteçlerden yararlanılmasını, dirençli infeksiyonlarda bireyselleştirilmiş tedaviyi ve koruyucu bakım paketlerinin uygulanmasını desteklediği vurgulanmış.

Ramanan M, Rooplalsingh R, Edwards F, Gassiep I. Prevention and management of ventriculitis among hospitalized patients. Curr Infect Dis Rep. 2026; 28: 17.

Makale İçin Tıklayınız

Japonya’da Kan Kültürü Şişesi Kıtlığının Kan Kültürü Pozitiflik Oranları Üzerindeki Etkisi: Ülke Çapında Hastane Bazlı Bir Çalışma

Temmuz 2024’te küresel çapta yaşanan kan kültürü şişesi kıtlığı, Japonya’daki sağlık kurumlarını kan kültürü alma uygulamalarını değiştirmeye zorlamış. Ülke çapındaki bu gözlemsel çalışma, bu durumun kan kültürü pozitifliği üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlamış. Mayıs-Haziran ayları kıtlık öncesi dönem, Ağustos-Eylül ayları kıtlık dönemi ve Kasım-Aralık ayları kıtlık sonrası dönem olarak tanımlanmış. Hastaneler, tek set halinde kan alma oranındaki değişikliklere göre kıtlık olan ve olmayan gruplara ayrılmış. Birincil sonuç, kan kültürü örneği alınan 1000 hasta başına tahmini pozitif hasta sayısındaki değişim olarak belirlenmiş. İkincil analizler, her bir organizma için ayrı ayrı yapılmış.

Toplam 804 hastane çalışmaya dahil edilmiş (kıtlık olmayan grupta 425, kıtlık olan grupta 379 hastane). Kıtlık döneminde, kıtlık olan grupta kan kültürü gönderimleri kıtlık olmayan gruba göre daha düşükmüş, ancak kan kültürü yapılan hasta sayısı gruplar arasında anlamlı bir farklılık göstermemiş. Kıtlık öncesi dönemden kıtlık dönemine kadar genel pozitiflikteki medyan değişimler, kıtlık olmayan ve kıtlık gruplarında sırasıyla 7.89 [çeyrekler arası aralık (interquartile range, IQR): −8.75–23.8] ve 3.81 (IQR: −13.0–25.1) tespit edilmiş ve gruplar arasında anlamlı bir fark yokmuş. Organizma spesifik analizlerde, yalnızca koagülaz negatif stafilokoklar (KNS) için anlamlı bir azalma gözlenmiş; pozitiflikteki medyan değişimler 0.00 (IQR: -3.15–4.28) ve -1.65 (IQR: -7.10–0.00) bulunmuş. Kıtlık sonrası karşılaştırmada gruplar arasındaki bu fark artık gözlemlenmemiş. Kıtlık sırasında kurumlar öncelikle hasta başına düşen kan kültürü seti sayısını azaltmış. Başlıca patojenler için pozitiflik oranı sabit kalırken, KNS tespiti azalmış. Bu bulgu ile gerçek bakteriyemi tespitinde önemli bir kayıp olmaksızın kontaminasyonun azaldığı vurgulanmış.

Kusama Y, Matsuo H, Onozuka D, Kutsuna S. Impact of blood culture bottle shortage on blood culture positivity rates in Japan: a nationwide hospital-based study. CMI Commun. 2026: 105212.

Makale İçin Tıklayınız

Tüberküloz Yükü Yüksek Olan Bölgelerde QuantiFERON-TB Gold Plus IFNγ Konsantrasyonları ile Semptomatik Tüberküloza İlerleme Arasındaki İlişki

Tüberküloz infeksiyonu bulunan kişilerde hastalık gelişme riskini öngörebilecek biyobelirteçler, koruyucu tedavinin yüksek riskli gruplara yönlendirilmesine yardımcı olabilir. Bu çalışmada QuantiFERON-TB Gold Plus (QFT-Plus) testindeki kantitatif TB1 ve TB2 interferon-gama (IFN-γ) düzeylerinin semptomatik tüberküloza ilerlemeyle ilişkisi araştırılmış. Tüberküloz yükünün yüksek olduğu bölgelerde yaşayan 15–34 yaş arasındaki 5246 katılımcının başlangıç QFT-Plus sonuçları değerlendirilmiş ve katılımcılar yaklaşık 17 ay izlenmiş. İzlem sırasında tüberküloz gelişmeyenlerle, şüpheli veya mikrobiyolojik olarak doğrulanmış tüberküloz gelişenlerin başlangıç IFN-γ düzeyleri karşılaştırılmış. Başlangıç TB2 IFN-γ konsantrasyonları, daha sonra şüpheli veya laboratuvarca doğrulanmış tüberküloz gelişen katılımcılarda kontrollere göre daha yüksek bulunmuş. Bu ilişki özellikle en az iki pozitif mikrobiyolojik testle doğrulanan olgularda daha belirginmiş. Bu grupta TB2 düzeyleri semptomatik tüberküloza ilerlemeyi %80 duyarlılık ve %78 özgüllükle öngörmüş, ROC eğrisi altında kalan alan 0,84 olarak hesaplanmış. TB1 düzeyleriyle ilerleme arasındaki ilişki ise daha zayıf ve daha az tutarlıymış. Bulgular, QFT-Plus testinin yalnızca pozitif veya negatif olarak değerlendirilmesi yerine, özellikle kantitatif TB2 IFN-γ düzeylerinin risk sınıflandırmasında ek bilgi sağlayabileceğini düşündürmüş. Bu yaklaşımın hastalığa ilerleme riski yüksek kişilerin belirlenmesinde yararlı olabileceği belirtilmiş.

Sonuç olarak yüksek TB2 IFN-γ konsantrasyonlarının semptomatik tüberküloza ilerlemeyle ilişkili göründüğü belirtilmiş. Ancak bu ölçümün, günümüzde rutin klinik karar aracından çok, gelecek vaat eden bir risk sınıflandırma biyobelirteci olarak değerlendirilebileceği vurgulanmış.

Sunshine J, Shaffer M, Han LL, et al. Associations between QuantiFERON-TB Gold Plus IFNγ concentrations and progression to symptomatic tuberculosis in global high-burden TB settings. Open Forum Infect Dis. 2026; 13 (7): ofag437.

Makale İçin Tıklayınız

Meşrutiyet Mah. Rumeli Cad.
İpek Apt. No. 70 D. 7
(Rumeli Eczanesi üstü),
34363 Şişli, İstanbul
Tel. ve Faks: (0212) 219 54 82
E-posta: klimik@klimik.org.tr