Klimik Bülteni - Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Yayın Organıdır
<
20
Ocak
2026
>

ESKİ SAYILAR

BÜLTEN ÜYELİĞİ

Sorun Olan HBV Olguları ve HIV Patogenezi (21 Ocak 2026, Bursa)

Derneğimizin 2025-2026 dönemi bilimsel toplantıları Bursa‘daki “Sorun Olan HBV Olguları ve HIV Patogenezi” toplantısıyla devam ediyor. 21 Ocak 2026 Çarşamba günü, 18.30-20.30 saatleri arasında Gastro Sanayi, Minareliçavuş OSB, Bursa adresinde yapılacak toplantıya tüm üyelerimizi bekliyoruz.

KLİMİK Derneği Yönetim Kurulu

Toplantı Programı İçin Tıklayınız

65 Yaş ve Üzeri Yetişkinlerde Asemptomatik Bakteriüri ve Üriner Sistem İnfeksiyonu Hakkında Bilgilendirici Bir Broşürün Antibiyotik Tercihleri ​​Üzerindeki Etkisi: Çevrim İçi Rastgele Kontrollü Bir Anket Çalışması

Asemptomatik bakteriüri (ASB)’nin yanlış değerlendirilmesi sonucu üriner sistem infeksiyonu (ÜSİ) tanısı konulan 65 yaş ve üzeri yetişkinlerin, antibiyotiklerin yanlış kullanımına ilişkin ikincil zararlar açısından yüksek risk altında olduğu belirtilmiş. Reçete yazımını iyileştirmeye yönelik stratejilerin yanı sıra, hastaların antibiyotik tedavisinin fayda ve zararları hakkında bilgilendirilmeleri ve bu konuda konuşabilecek yeterliliğe kavuşturulmaları gerektiği vurgulanmış. Bu çalışmada hasta odaklı bir eğitim broşürünün klinik olarak gerekli olmadığında antibiyotiklerden kaçınma isteğini artırıp artırmadığı test edilmiş.

Katılımcılara, ürolojik olmayan cerrahi bir işlem öncesinde yapılan idrar testinde bakteri pozitifliği çıkan asemptomatik bir hasta olarak kendilerini anlatan bir senaryo okutulmuş. Senaryolardan ilkinde cerrah katılımcıya operasyon öncesi antibiyotik önerirken, ikincisinde antibiyotik önerisi yapmadan yalnızca bilgilendirme broşürü vermiş, üçüncüsünde ise hem antibiyotik önerisi yapmış hem de bilgilendirme broşürü vermiş. Bu üç senaryo ve hiçbir müdahale yapılmayan kontrol grubu, ASB için antibiyotik almamaya ilişkin rahatlık düzeyi açısından karşılaştırılmış ve kişilerin ASB’yi ÜSİ olarak yanlış algılama ve bilgi düzeyleri de değerlendirilmiş. Beş yüz dört katılımcının yaş ortalaması 72 iken, %35.5’i kadınmış.
Vaka örneğine verilen yanıtlarda, broşürü gören katılımcıların antibiyotik almamakta daha rahat hissettikleri (p < 0.001), ASB’yi ÜSİ olarak yanlış algılama olasılıklarının daha düşük (p <0.001) olduğu ve bilgi düzeylerinin daha yüksek (p < 0.001) olduğu bulunmuş. Cerrahın antibiyotik önerdiği söylenen katılımcıların ise antibiyotik almamakta daha az rahat hissettikleri (p=0.013) ve ASB’yi ÜSİ olarak yanlış algılama olasılıklarının daha yüksek olduğu saptanmış (p <0001).

Sonuç olarak bu çalışmada, hasta merkezli bir eğitim broşürünün, ABD’de 65 yaş ve üzeri yetişkinler arasında antibiyotik kullanımına yönelik istekleri azalttığı ve bilgi düzeyini artırdığı gösterilmiş. Hasta odaklı eğitimin hastaları antibiyotik tedavisi kararlarına dahil olma konusunda hazırlayabileceği ifade edilmiş.

Thorpe A, Lee RA, Szymczak JE, et al. Impact of an educational leaflet about asymptomatic bacteriuria and urinary tract infection on antibiotic preferences among US adults ≥65 years: an online randomized controlled survey experiment. Open Forum Infect Dis. 2025;12 (12): ofaf690.

Makale İçin Tıklayınız

Stenotrophomonas Maltophilia Bakteriyemisi Olan Hastalarda Klinik ve Güvenlik Sonuçlarının Karşılaştırılması: Trimetoprim/Sulfametoksazol Monoterapisi ile Levofloksasin Monoterapisi Karşılaştırması

Bu çalışmanın amacının monomikrobiyal Stenotrophomonas maltophilia bakteriyemisi olan hastalarda trimetoprim/sulfametoksazol (TMP/SMX) ile levofloksasin monoterapisinin klinik sonuçlarını ve güvenliğini karşılaştırmak olduğu belirtilmiş. Tayvan’da üçüncü basamak bir sağlık merkezinde Ocak 2004 ile Haziran 2025 tarihleri ​​arasında monomikrobiyal S. maltophilia bakteriyemisi olan yetişkin yatan hastalar üzerinde retrospektif bir kohort çalışması yürütülmüş.

Hastalar, antibiyotik tedavisine göre karşılaştırma için iki gruba ayrılmış: TMP/SMX ve levofloksasin monoterapisi. Birincil sonucun 30 günlük mortalite olduğu kaydedilmiş. İkincil sonuçlar arasında hastane içi mortalite, klinik yanıt, mikrobiyolojik eradikasyon, duyarlı olmayan suşların ortaya çıkması, tekrarlayan bakteriyemi ve advers ilaç reaksiyonları yer almış. Ters olasılık tedavi ağırlıklandırması (IPTW) kullanılarak çok değişkenli lojistik regresyon ve eğilim puanı analizi yapılmış.

Toplam 226 hastadan 129’u levofloksasin, 97’si ise TMP/SMX almış. Birincil analizde, levofloksasin ile tedavi edilen grupta 30 günlük mortalitenin daha düşük olduğu görülmüş (%17.8’e karşı %36.1, p=0.002). Çok değişkenli lojistik regresyon modelinde, levofloksasin kullanımı bağımsız olarak iyileştirilmiş sonuçlarla ilişkilendirilmiş (p =0.047). Benzer şekilde, IPTW analizinde de levofloksasin kullanımı 30 günlük mortalitenin daha düşük olmasının bir faktörü olarak kalmış (p =0.026).

Ek olarak, mikrobiyolojik eradikasyon, duyarlı olmayan suşların ortaya çıkması ve tekrarlayan bakteriyemi tedavi grupları arasında karşılaştırılabilir düzeydeymiş, ancak yan etkiler levofloksasin ile tedavi edilen hastalarda anlamlı derecede daha az sıklıkta görülmüş (%3.1’e karşı %25.8, p <0.001).

Bu retrospektif analizde levofloksasinin TMP/SMX’e göre daha etkili ve güvenli olduğu görülmüş; ancak çalışmanın gözlemsel niteliği göz önüne alındığında bu yorumun dikkatli yapılması gerektiği belirtilmiş. Bu bulguları doğrulamak için daha fazla randomize klinik çalışmaya ihtiyaç olduğu vurgulanmış.

Chen CL, Chen WP, Chang FY, et al. Comparison of clinical and safety outcomes in patients with Stenotrophomonas maltophilia bacteremia: a trimethoprim/sulfamethoxazole versus levofloxacin monotherapy. Infection. 2 Ocak 2026.

Makale İçin Tıklayınız

HIV-Negatif Erişkinlerde Tüberküloz Menenjitinde Genotipe Göre Düzenlenmiş Adjuvan Deksametazon Tedavisi: Randomize Kontrollü Faz 3 Çalışması

Tüberküloz menenjiti (TBM) tedavisinde adjuvan kortikosteroidler, özellikle deksametazon önerilmekle birlikte sağkalım üzerindeki yararlarının sınırlı ve heterojen olduğu belirtilmiş. Leukotrien A4 hidrolaz (LTA4H) genotiplerinin, TBM’de farklı intrakraniyal inflamatuvar fenotiplerle ilişkili olduğu ve kortikosteroidlere yanıtı etkileyebileceği gösterilmiş. Önceki çalışmalarda hiper-inflamatuvar TT genotipinde deksametazonun belirgin yarar sağladığı bildirilirken, daha düşük inflamasyonla ilişkili CC ve CT genotiplerinde yararın belirsiz olduğu ifade edilmiş.
Bu çok merkezli, plasebo kontrollü faz 3 çalışmasında, HIV-negatif erişkin TBM hastalarında genotipe göre düzenlenmiş bir yaklaşım değerlendirilmiş. Vietnam’da yürütülen çalışmada, LTA4H CC ve CT genotipine sahip 613 hasta, 6–8 hafta süreyle deksametazon veya plasebo almak üzere randomize edilmiş. TT genotipli hastalarda daha önce gösterilmiş sağkalım yararı nedeniyle bu grup randomize edilmemiş, 89 TT genotipli hasta açık etiketli olarak deksametazon almış.

Çalışmanın birincil sonlanım noktası, randomizasyondan itibaren 12 ay içinde tüm nedenlere bağlı ölüm veya yeni nörolojik olay gelişimi olarak belirlenmiş. CC ve CT genotipli hastalarda birincil sonlanım noktası, deksametazon alanların %35,4 (108/305)’ünde, plasebo alanların ise %35.7 (110/308)’sinde gözlenmiş [“hazard ratio” (HR): 0.99; %96 güven aralığı (GA): 0.748–1.31). Gözlenen birincil sonlanım olayı sayısı (n=218), örneklem büyüklüğü hesaplamasında öngörülen sayının (n=184) üzerinde olmasına rağmen, plasebonun deksametazondan daha kötü olmadığı ya da daha üstün olduğu gösterilememiş.

Önceden belirlenen alt grupların hiçbirinde anlamlı bir tedavi etkisi veya gruplar arasında etki farklılığı saptanmamış. TT genotipli hastalarda birincil sonlanım noktası %31.5 (28/89) oranında görülmüş ve bu oranın CC ve CT genotipli hastalardaki sonuçlarla benzer olduğu saptanmış. TT genotipli hastalarda sonuçlar, diğer genotiplerle karşılaştırıldığında anlamlı derecede daha iyi bulunmamış. Ciddi advers olaylar, CC ve CT genotipli hastalarda deksametazon grubunda %52.8, plasebo grubunda ise %51.9 oranında izlenmiş, güvenlilik açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamış.

Sonuç olarak, HIV-negatif LTA4H CC ve CT genotipli erişkin TBM hastalarında plasebonun aşağı veya üstün olduğu gösterilememiş, deksametazonun ise güvenli olduğu bulunmuş. Deksametazonun TBM’deki sınırlı ve heterojen yararının, hastalığın patofizyolojisinin daha iyi anlaşılması ve kortikosteroidlere kıyasla daha hedefe yönelik ve etkili antiinflamatuvar tedavilere duyulan gereksinimi ortaya koyduğu belirtilmiş.

Donovan J, Duc Bang N, Dong HKT, et al. Genotype-stratified adjunctive dexamethasone for tuberculous meningitis in HIV-negative adults: a randomized controlled phase 3 trial. Nat Med. 15 Ocak 2026.

Makale İçin Tıklayınız

Şiddetli Deri ve Yumuşak Doku İnfeksiyonlarında Toksin Baskılanması için Linezolid mi, Klindamisin mi? (Sistematik Derleme ve Meta-analiz)

Nekrotizan deri ve yumuşak doku infeksiyonları (NDYİ)’nın, sıklıkla toksin üreten bakterilerin etken olduğu, yaşamı tehdit eden klinik tablolar olduğu hatırlatılmış. Klindamisinin toksin baskılayıcı etkisi nedeniyle uzun süredir tercih edilmesinin yanı sıra, artan direnç oranları ve yan etkilere bağlı olarak alternatif ajanlara ilginin arttığı belirtilmiş.

Bu çalışmada, şiddetli veya nekrotizan deri ve yumuşak doku infeksiyonlarında linezolid ile klindamisin + Gram-pozitif etkili antibiyotik içeren rejimlerin etkinlik ve güvenilirliği karşılaştırılmış. 12 Aralık 2024 tarihine kadar sekiz veri tabanı ve klinik çalışma kayıtları taranarak sistematik literatür incelemesi yapılmış. Şiddetli NDYİ’si olan hastalarda linezolid içeren rejimlerle, klindamisin ve ek Gram-pozitif kapsama sahip tedavileri karşılaştıran çalışmalar değerlendirmeye alınmış. Yoğun bakımda yatış süresi, hastanede yatış süresi, mortalite, ventilatör ve vazopresör günleri, antimikrobiyal tedavi süresi ve yan etkiler incelenmiş.

Yoğun bakım ve hastane yatış süreleri için rastgele etkiler modeliyle meta-analiz yapılmış. Toplam 310 makale taranmış, tamamı retrospektif dört makale çalışmaya dâhil edilmiş. Çalışmalarda orta–yüksek düzeyde yanlılık riski saptanmış. Linezolid ve klindamisin temelli rejimler arasında yoğun bakım yatış süresi ve hastane yatış süresi açısından anlamlı fark bulunmamış. İki çalışmada linezolid kullanılan hastalarda akut böbrek hasarı oranlarının daha düşük olduğu bildirilmiş. Mortalitede anlamlı bir fark gösterilememiş.

Şiddetli NDYİ’de linezolid ve klindamisin temelli rejimler arasında yatış süreleri açısından belirgin fark saptanmamış. Linezolid ile daha düşük akut böbrek hasarı oranları bildirilmiş olsa da, mevcut verilerin retrospektif olması ve yanlılık riski nedeniyle sonuçların dikkatle yorumlanması gerektiği ifade edilmiş.

Stropes A, Lautenschlager C, Smith A, Steuber TD, Sperry M. Linezolid versus clindamycin for toxin inhibition in severe skin and soft tissue infections: a systematic review and meta-analysis. Infection. 8 Ocak 2026.

Makale İçin Tıklayınız

Avrupa’da HIV Pozitif Donörlerden HIV Pozitif Alıcılara Yapılan Solid Organ Nakillerinin Mevcut Durumu: İspanyol Bakış Açısı

Avrupa’da HIV pozitif donörlerden (HIV D+) alınan organların HIV pozitif alıcılara (HIV R+) nakledilmesi konusunda sınırlı bilgi bulunduğu belirtilmiş. Bazı ülkelerde HIV D+ organların kullanımının yasalarla yasaklanmış olduğu ifade edilmiş. Bu çalışmanın, ülke çapında yapılan bir anket aracılığıyla İspanyol böbrek nakli (BT) ve karaciğer nakli (KT) ekiplerinin HIV D+/R+ BT/KT’ye yönelik tutumlarını değerlendirmek ve Avrupa genelinde mevzuat ve bildirilen vakalarla ilgili mevcut durumu değerlendirmek amacıyla yapıldığı aktarılmış.

2018 ve 2019 yıllarında, İspanya’nın 24 KT ve 39 BT merkezinde sırasıyla iki anket gerçekleştirilmiş. HIV/bulaşıcı hastalıklar, nefroloji/hepatoloji, üroloji/karaciğer cerrahisi ve nakil koordinasyonu uzmanları bir anket doldurmuş ve yanıtlar uzmanlık alanlarına göre analiz edilmiş. Ayrıca, HIV D+/R+ ile ilgili ulusal yasal çerçeveler konusunda Avrupalı temsilcilere danışılmış ve 2000-2025 yılları arasında yayınlanmış vakalar incelenmiş. İspanya’daki ankete, tüm İspanyol KT ve BT ekiplerinden en az bir üye yanıt vermiş (63/63, %100).

Ankete yanıt veren uzmanların çoğunun (167/252; %66), antiretroviral tedavi gören, virolojik olarak baskılanmış (VS) HIV D+’lı, yüksek riskli ve serodiskordant çiftlerden alınan organların HIV R+ için kullanılmasını desteklediği, ancak VS olmayan HIV D+’lılardan alınan organların kullanılmasını desteklemediği görülmüş. Tüm yanıt verenlerin özel bir onay formunun uygulanmasını desteklediği ve çoğunluğun HIV D+/R+ denemesine katılmaya istekli olduğunu belirttiği kaydedilmiş. KT ve BT ekipleri arasında önemli bir fark gözlemlenmemiş.

Avrupa düzeyinde, HIV D+ organlarının kullanımına 6 (%17) ülkede izin verilmiş olduğu, 11 (%31.5) ülkede yasaklanmış olduğu, 18 (%51.5) ülkede ise konuyla ilgili düzenlenme olmadığı saptanmış. On HIV D+/R+ nakli (6 böbrek ve 4 karaciğer) yayınlanmış olup, bir yıllık sonuçların iyi olduğu bildirilmiş. Ankete katılan İspanyol uzmanların, HIV D+/R+ nakilleri için VS HIV D+ organlarının kullanılması konusunda hemfikir oldukları belirtilmiş. Bu prosedüre, çok az sayıda Avrupa ülkesinde yasal olarak izin verildiği ifade edilmiş. Bu sonuçların, Avrupa genelinde donör yasalarına değişiklikler getirilmesini teşvik etmesi gerektiği sonucuna varılmış.

Miro JM, Amondarain NL, Serrano L, et al. Current situation of solid organ transplantation from HIV-positive donors to HIV-positive recipients in Europe: the Spanish perspective. Clin Microbiol Infect. 2026; 32 (1): 137-46.

Makale İçin Tıklayınız

Meşrutiyet Mah. Rumeli Cad.
İpek Apt. No. 70 D. 7
(Rumeli Eczanesi üstü),
34363 Şişli, İstanbul
Tel. ve Faks: (0212) 219 54 82
E-posta: klimik@klimik.org.tr