Ocak 2026’nın 5 Soru 5 Yanıt’ı yayımlandı. Soruları yanıtlamak için KLİMİK Uygulamaları veya Web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.
Sorular İçin Tıklayınız
Ocak 2026’nın 5 Soru 5 Yanıt’ı yayımlandı. Soruları yanıtlamak için KLİMİK Uygulamaları veya Web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.
Sorular İçin Tıklayınız
XXVI. Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Kongresi (KLİMİK 2026)’nın 29 Nisan–3 Mayıs 2026 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirileceğini sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.
Kongremizde, ülkemizde ve dünyada öne çıkan infeksiyon hastalıkları ile infeksiyonların tanı, tedavi ve önlenmesindeki güncel gelişmelerin yanı sıra, bilim dünyasının evrildiği ve alanımızdaki çalışmalara yön veren yenilikleri de ele almayı hedefliyoruz. Bu hedefe, güncel gelişmelerin yanı sıra sizlerden gelen değerli görüş ve öneriler doğrultusunda ulaşmayı amaçlıyoruz.
Dinamik ve sürekli yeniliklerle şekillenen uzmanlık alanımızdaki en güncel bilgileri, Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği’nin 40 yıllık birikimiyle, alanında deneyimli meslektaşlarımız ve genç uzman/asistan arkadaşlarımızla birlikte tartışacağımız, bilimin ışığında aydınlanacağımız ve mesleki dayanışmamızı güçlendireceğimiz bu kongrede siz değerli üyelerimizle buluşmayı büyük bir heyecanla bekliyoruz.
Kongre Web Sitesi İçin Tıklayınız
Jingmen kene virusu (JMTV), Flaviviridae ailesi içerisinde sınıflandırılan ve insanlara kene ısırığı yoluyla bulaşan tek sarmallı bir RNA virusudur. Çeşitli eklembacaklılarda ve memelilerde saptanan JMTV; deri lezyonları, halsizlik, baş ağrısı, bulantı ve kusma gibi semptomlarla karakterize akut febril bir hastalığa neden olmaktadır. Bununla birlikte, virusun insanlardaki patogenezi ve klinik etkileri üzerine kısıtlı sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu çalışma, Türkiye’de Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalarında JMTV’nin ilk kez tespit edilmesini ve moleküler karakterizasyonunu bildirmeyi amaçlamış. 2022 yılında Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi şüphesiyle hastaneye yatırılan 206 hastadan alınan serum örnekleri analiz edilmiş. Nested PCR yöntemiyle üç olguda (%1.5) JMTV tanımlanmış. Tanımlanan üç JMTV sekansı arasındaki nükleotid benzerliğinin %98 ile %99 arasında olduğu bulunmuş. Filogenetik analizler, bu izolatların Türkiye’de daha önce tanımlanmış JMTV izolatları ile %82 ile %98 oranında benzerlik gösterdiğini ortaya koymuş. Bu çalışma, Türkiye’de insanlarda JMTV’nin ilk kez saptandığı ve moleküler olarak karakterize edildiği araştırma olarak sunulmuş. Klinisyenlerin, özellikle Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi yönünden endemik bölgelerde kene ısırığı öyküsü bulunan hastalarda JMTV olasılığını göz önünde bulundurmaları önerilmiş.
Öz M, Dinçer E, Pektaş AN, et al. The first detection of Jingmen tick virus (JMTV) in humans in Türkiye, 2022. Pathog Glob Health. 2025: 1-8.
Solunum yolu viral infeksiyonları (SYVİ), dünya genelinde morbidite ve mortalitenin önemli nedenlerindendir. Ağır olgularda düzensiz inflamasyon, bozulmuş interferon (IFN) yanıtları ve tromboinflamasyon öne çıkmakla birlikte, endotel disfonksiyonunun mekanizmaları tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada, PCR ile doğrulanmış solunum yolu viral infeksiyonu nedeniyle hastanede yatan hastalardan rutin tanı amacıyla alınmış toplam 234 nazal sürüntü örneği analiz edilmiş. Hastalar; viral etken, solunum yolunun tutulum düzeyi, yaş ve olası ko-infeksiyonlara göre sınıflandırılmış. Sitokinler, interferonlar ve endotel belirteçleri mikroakışkan immünoassay yöntemleriyle ölçülmüş; olguların bir alt grubunda rutin koagülasyon parametreleri değerlendirilmiş. Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, SYVİ hastalarında sistemik sitokin düzeylerinin anlamlı derecede arttığı gösterilmiş. Alt solunum yolu tutulumu olan hastalarda, özellikle influenza olgularında, interlökin-6 ve interlökin-8 düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmış. Yaşlı hastalarda interferon-alfa ve interferon-beta yanıtının azaldığı, buna karşılık C-reaktif protein düzeylerinin arttığı bildirilmiş. Bebek ve çocuklarda hücrelerarası adezyon molekülü-1 düzeylerinin daha yüksek, C-reaktif protein düzeylerinin daha düşük olduğu gözlenmiş. Viral veya bakteriyel ko-infeksiyon varlığında interferon-gama, interlökin-1 beta ve hücrelerarası adezyon molekülü-1 yanıtının belirgin şekilde arttığı ifade edilmiş. İleri yaş grubunda protrombin zamanında uzama ve fibrinojen düzeylerinde düşme ile uyumlu koagülopati bulgularına dikkat çekilmiş. Sonuç olarak ağır SYVİ’nin antiviral interferon yanıtında bozulma, hiperinflamasyon ve endotel aktivasyonu ile karakterize olduğu ve sürecin tromboinflamasyona ilerleyebildiği belirtilmiş. Yaş, viral etken ve ko-infeksiyonların konak yanıtını belirgin biçimde şekillendirdiği; bu bulguların biyobelirteç temelli ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının önemini desteklediği vurgulanmış.
Ferrarese R, Boutahar S, Genoni AP, et al. Cytokine and Endothelial Activation Patterns Related to Severe and Non-Severe Respiratory Viral Infections. J Med Virol. 2026; 98 (1): e70784.
Toplum kökenli pnömoni (TKP), dünya genelinde mortalite ve morbiditenin önemli nedenlerinden biridir. Bu çalışmada, beta-laktam ve makrolid kombinasyonunun beta-laktam monoterapisine kıyasla TKP mortalitesi üzerine etkisi değerlendirilmiş. Bu amaçla dört merkezde yürütülen çok merkezli prospektif bir kohort çalışmasına kombinasyon tedavisi veya yalnızca beta-laktam tedavisi alan toplam 2784 hasta dahil edilmiş. Gruplar arasında ölüm ve iyileşme oranlarının benzer olduğu gösterilmiş. Şiddetli TKP geçiren hastaların alt grup analizinde de mortalite ve iyileşme oranları açısından anlamlı bir fark saptanmamış. Sonuç olarak TKP hastalarında beta-laktam ve makrolid kombinasyonu ile beta-laktam monoterapisi arasında mortalite ve iyileşme oranları açısından benzer sonuçlar elde edildiği bildirilmiş. Klinisyenlerin, tedavi seçiminde olası yararları yan etkiler ve antimikrobiyal direnç gibi potansiyel risklerle birlikte değerlendirmeleri gerektiği ifade edilmiş.
Nakashima K, Aoshima M, Matusi H, et al. Beta-lactam plus macrolide treatment versus beta-lactam monotherapy for community-acquired pneumonia: a propensity score analysis using data from a multicenter prospective cohort study. BMC Infect Dis. 2025 Dec 29.
İnfluenza virus infeksiyonu, allojenik hematopoietik kök hücre nakli (allo-HCT) alıcılarında morbiditenin başlıca nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir. Aşılama önemli bir önleyici strateji olmakla birlikte, bu popülasyonda yararlarına dair klinik kanıtlar sınırlıdır. Bu çalışma, aşının influenza şiddetine etkisini değerlendirmek amacıyla düzenlenmiş; 2013–2023 yılları arasında laboratuvar tarafından doğrulanmış erişkin influenza tanılı allojenik hematopoietik kök hücre nakli alıcılarını (≥16 yaş) içeren retrospektif ve çok merkezli bir gözlem çalışması olarak yürütülmüş. Aşılanma durumu, aynı sezon içinde ve influenza infeksiyonu başlamadan önce mevsimsel influenza aşısı yapılmış olmak şeklinde tanımlanmış. Toplam 143 alıcı ve 214 influenza vakası analiz edilmiş. Olguların yaş ortalamasının 45 (18–70) olduğu ve %58’inin akut lösemi veya miyeloid malignite tanılı olduğu bildirilmiş. Alıcıların büyük bölümünün (%64.3) akraba olmayan veya haploidentik aile donörlerinden nakil aldığı belirtilmiş. Toplam 48 vakanın (%22) influenza aşısı sonrasında meydana geldiği saptanmış. İnfeksiyon başlangıcında aşılanan alıcıların %52’sinin ciddi immünosupresif durumda olduğu ifade edilmiş; bu durumun nakilden sonraki ilk altı ay, aktif greft-versus-host hastalığı varlığı veya immünosupresif ajan ya da kortikosteroid kullanımı ile ilişkili olduğu belirtilmiş. Vakaların %29’unda alt solunum yolu hastalığı gelişmiş. Çok değişkenli analizlerde, influenza aşısının alt solunum yolu hastalığı gelişme riskinin azalmasıyla anlamlı biçimde ilişkili olduğu gösterilmiş [“hazard ratio” (HR): 0.18; %95 güven aralığı (GA): 0.06–0.50; p=0.001]. Yüksek riskli immün yetmezlik skorlama indeksi (HR: 4.71; %95 GA: 1.99–11.17; p=0.0004) ve tarama sırasında ateş varlığı (HR: 2.16; %95 GA: 1.51–3.08; p<0.001) alt solunum yolu hastalığı için bağımsız risk faktörleri olarak tanımlanmış. Aşılamanın ayrıca hastaneye yatış riskinin azalmasıyla da ilişkili olduğu bildirilmiş [“oods ratio” (OR): 0.20; %95 GA: 0.05–0.57; p=0.005). Buna karşılık, yüksek riskli immün yetmezlik skorlama indeksinin hastaneye yatış riskini artırdığı gösterilmiş (OR: 22.86; %95 GA: 4.82–170; p=0.0003). Bu çalışmanın, mevsimsel influenza aşısının allojenik hematopoietik kök hücre nakli alıcılarında hastalık şiddetini azaltabileceğine dair gerçek yaşam verileri sunduğu ve hastalık riski değerlendirmesinde immün yetmezlik skorlama indeksinin prognostik değerini doğruladığı vurgulanmış.
Martínez-López CI, Chorão P, Pérez A, et al. Vaccination as a Key Determinant of Influenza Disease Severity in Allogeneic Hematopoietic Stem Cell Transplant Recipients: An Observational Retrospective Study. Open Forum Infect Dis. 2025: ofaf800.
Antiretroviral tedavi (ART) alan HIV ile yaşayan kişilerde, toplum kaynaklı pnömoni (TKP) ve herpes zoster (HZ) gibi aşıların önerildiği infeksiyonların gelişme riski yüksektir. Ancak bu aşı önerileri; yaş, CD4 T lenfosit sayısı ve ART süresinin infeksiyon riski üzerindeki etkilerini dikkate almamaktadır. Bu çalışma, aşı stratejilerinin daha iyi uyarlanabilmesi amacıyla yaş, CD4 T lenfosit sayısı ve ART süresinin TKP ve HZ insidansı üzerindeki etkilerini araştırmış. Çalışma verilerinin, 2010–2023 yılları arasında tedavi gören ve 18 yaş ve üzerindeki tüm HIV ile yaşayan kişileri içeren bir kohort çalışmasından elde edildiği bildirilmiş. Belgelenmiş tüm TKP ve HZ vakalarının analize dahil edildiği belirtilmiş. İnsidans oranlarının; yaş, CD4 T lenfosit sayısı ve ART süresine göre tabakalandırılarak, 1000 kişi-yıl takip başına hesaplandığı ifade edilmiş. TKP ve HZ insidans oranlarının, CD4 T lenfosit sayısı 200 hücre/µl ve altında olan kişilerde en yüksek düzeyde saptandığı bildirilmiş. İnsidans oranlarının yaşa bağlı olarak, TKP için 34 ile 107/1000 kişi-yıl ve HZ için 9 ile 63/1000 kişi-yıl arasında değiştiği belirtilmiş. CD4 T lenfosit sayısı 500 hücre/µl ve üzerinde olan ve en az bir yıldır ART alan kişilerde ise insidans oranlarının yaşa bağlı olarak TKP için 5 ile 20/1000 kişi-yıl, HZ için ise 4 ile 5/1000 kişi-yıl arasında bulunduğu ifade edilmiş. Sonuç olarak, TKP ve HZ insidans oranlarının CD4 T lenfosit sayısı 200 hücre/µl ve altında olan ve/veya ART almayan kişilerde en yüksek olduğu belirtilmiş. CD4 T lenfosit sayısı 500 hücre/µl ve üzerinde olan ve en az bir yıldır ART alan kişilerde ise TKP ve HZ riskinin genel popülasyonla karşılaştırılabilir düzeyde olduğu gösterilmiş. Bu bulguların, uzun süreli ART alan ve bağışıklık sistemi yeniden yapılandırılan kişiler için aşı önerilerinin genel nüfus için olanlarla uyumlu hale getirilmesini desteklediği; buna karşın, HIV ile yaşayan kişilere özgü aşılama stratejilerinin virolojik başarısızlık ve/veya yetersiz bağışıklık sistemi yeniden yapılandırması olan kişiler için en uygun seçenek olmaya devam ettiği vurgulanmış.
Te Linde E, Wit FWNM, van Welzen BJ, et al. Incidence of community-acquired pneumonia and herpes zoster in people with HIV based on CD4-count and age in the current antiretroviral therapy era: a longitudinal cohort study. Clin Infect Dis. 2025: ciaf686.