Klimik Bülteni - Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Yayın Organıdır
<
17
Mart
2026
>

ESKİ SAYILAR

BÜLTEN ÜYELİĞİ

İnvazif Aspergillozis: Tanı ve Tedavi Yaklaşımı (215. Web Konferans, 17 Mart 2026)

17 Mart 2026 Salı günü 20.00-21.30 saatleri arasında “İnvazif Aspergillozis: Tanı ve Tedavi Yaklaşımı” Web konferansı yapılacaktır.


PROGRAM
Yöneten: Doç. Dr. Güle ÇINAR
Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi

İnvazif Aspergillozis Tanısı ve Direncine Yaklaşım
Prof. Dr. Gökhan AYGÜN
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

İnvazif Aspergilloziste Tedavi
Doç. Dr. Güle ÇINAR
Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi

Selam ve saygılarımızla.
KLİMİK Derneği Yönetim Kurulu

KLİMİK Podcast: Yurt Dışı Gözlemcilik Deneyimi—Amerika’da Üç Ay

Bugünkü bölümümüzde asistan hekim ve genç uzmanları ilgilendiren oldukça güncel bir konuyu ele alıyoruz. Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi, İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’ndan Arş. Gör. Dr. Feyza Nur Akçin-Balan ile birlikte Amerika’daki üç aylık gözlemcilik deneyimini konuşacağız. Keyifli dinlemeler diliyoruz.

Podcast İçin Tıklayınız

KLİMİK Video: İnfektif Endokarditte Yeni Kriterler Hastaların Ne Kadarını Yakalayabiliyor?

Ankara Bilkent Şehir Hastane’sinden Sayın Doç. Dr. Yasemin Tezer Tekçe, infektif endokardit tanısında yeni kriterleri ve validasyon çalışmalarını değerlendiriyor.

Video İçin Tıklayınız

HIV-1 İnfeksiyonuna Dirençli ve Geliştirilmiş Anti-HIV Etkinliğine Sahip CD4 Bazlı Kimerik Antijen Reseptörü (CAR)-T Hücreleri: CD4-CAR ve HIV-1 Zarf Glikoproteini Arasındaki Kovalent Etkileşim

Mevcut yüksek etkili antiretroviral tedavi (HAART veya ART), yeni ortaya çıkan HIV-1 infeksiyonunu etkili bir şekilde baskılar ancak HIV rezervuar hücrelerini ortadan kaldırmada başarısız olur. Bu durum da ART kesildikten sonra hızlı viral geri dönüşe yol açar. HIV-1 Env⁺ hücrelerini hedeflemek üzere tasarlanmış kimerik antijen reseptörlü (CAR) T hücreleri, bu kalıcı rezervuarları ortadan kaldırmak veya kontrol altına almak ve HIV-1 infeksiyonunun kalıcı kontrolünü sağlamak için umut vadeden bir strateji sunmaktadır. Bununla birlikte, en büyük zorluk, özellikle çözünür CD4 (sCD4) bazlı CAR-T hücreleri olmak üzere, bu tür CAR-T hücrelerinin HIV infeksiyonuna duyarlılığıdır. Bu çalışmada, HIV-1 zarf glikoproteini (Env) ile disülfit bağı oluşumunu sağlamak ve böylece viral girişi azaltarak HIV infeksiyonuna karşı koruma sağlamak amacıyla, CD4 Ig benzeri alan 1’de (D1C olarak adlandırılan) S85C mutasyonunu
içeren bir sCD4 bazlı CAR tasarlanmış.

D1C/sCD4 CAR-T hücreleri, Env uyarımına yanıt olarak T hücresi aktivasyonunu ve sitotoksisiteyi artırırken, in vitro ve in vivo olarak HIV-1 infeksiyonuna direnç gösterdi. Ayrıca, herpes virusu giriş aracısı (HVEM) hücre içi alanı, sitokin indüksiyonunu, sitotoksisiteyi artıran ve CAR-T hücrelerinin olumlu merkezi bellek fenotipini ve kalıcılığını destekleyen optimal bir kostimülatör alan olarak tanımlandı. İnsanlaştırılmış fare modellerinde, D1C/sCD4 CAR-T hücreleri, vahşi tip (WT)/sCD4 CAR-T hücrelerine kıyasla üstün kalıcılık ve ART kesintisi sonrası HIV nüksü kontrolünde iyileşme gösterdi.
Bu bulgular, HIV direncini ve optimize edilmiş kostimülasyonu birleştirerek HIV hedefli CAR-T hücre tedavisinin etkinliğini ve kalıcılığını artırmak için yeni bir stratejiyi vurgulamaktadır.

Lou Y, He X, Li G, et al. CD4-based chimeric antigen receptor (CAR)-T cells with resistance to HIV-1 ınfection and enhanced anti-HIV efficacy: covalent interaction between CD4-CAR and HIV-1 envelope glycoprotein. J Med Virol. 2026; 98 (3): e70853.

Makale İçin Tıklayınız

Karın Bölgesindeki Cerrahi Alan Derisinden İzole Edilen Staphylococcus epidermidis‘te Antiseptik Duyarlılık ve Subinhibitör Konsantrasyonun Neden Olduğu Biyofilm Yanıtı

Staphylococcus epidermidis, kommensal bir deri patojeni olup, cerrahi bölge infeksiyonlarında (CSE) önemli bir patojendir. Bu çalışmada, dekolonizasyon tedavisini yönlendirmek için bir karın ameliyatından elde edilen klinik izolatların özelliklerini belirlemek amaçlanmış.

Jinekolojik işlemler geçiren hastalardan ameliyat öncesi alınan deri sürüntülerinden elde edilen toplam 146 S. epidermidis izolatı analiz edilmiş. mecA, efüzyon pompası genleri (qacA/B, smr, vb.) ve biyofilm ile ilişkili genleri (icaA-D, aap) tespit etmek için PCR methodu kullanılmış. Metisiline dirençli S. epidermidis (MRSE) izolatları, çoklu lokus dizi tiplemesi ile tiplendirilmiş. Benzalkonyum klorür (BAC) ve klorheksidin diglukonata (CHG) duyarlılık, sıvı mikrodilüsyon yöntemiyle değerlendirilmiş. Biyofilm oluşumu, subinhibitör antiseptik maruziyetinin varlığında veya yokluğunda ölçülmüş. İzolatların %49.3’ü MRSE imiş ve %63’ü qacA/B, %29.5’i ise smr taşımaktaymış. MRSE, her iki antiseptik için de daha yüksek minimum inhibitör konsantrasyon (MIC 50) değerleri göstermiş. qac pozitif suşlar, BAC MIC50 değerinde anlamlı bir artış sergilemiş (1’e karşı 0.25 µg/mL; p<0.001). Biyofilm oluşturan izolatların (%16.4) BAC MIC 50 değeri üç kat daha yüksek bulunmuş (p<0.01). BAC/CHG’ye MIC altı maruz kalma, daha önce biyofilm üretmeyenlerde biyofilm oluşumunu tetiklemiş (p<0.05); bunların %81.3’ü qac pozitif, %62.5’i ise MRSE imiş. Sonuç olarak, MRSE’nin yüksek prevalansı ve qac genlerinin yaygınlığı, biyosit toleransında mobil genetik elementlerin rolünü vurguladığı belirtilmiş. Biyofilm oluşumu nadir olmakla birlikte, özellikle ica operonu ve aap genleri aracılığıyla başlıca BAC direncini seçici olarak artırmaktaymış. Sub-MIC düzeyde antiseptik maruziyeti, özellikle mecA ve qac genlerini taşıyan suşlarda biyofilm geçişini indüklemiş ve bu durum biyosit stresine karşı adaptif hayatta kalma avantajları olduğunu düşündürmüş.

Klinik antiseptik konsantrasyonları MIC değerlerinin çok üzerinde olsa da temiz cerrahi işlemlerde cerrahi alan infeksiyonu (SSI) riskini azaltmak için hedefe yönelik dekontaminasyonun (uygulamanın optimize edilmesi, biyofilmlerin bozunması ve gen transferinin izlenmesi) önemini koruduğu vurgulanmış.

Wang P, Wang R, Guo R, Su Z, Wu Y, Xie C. Antiseptic susceptibility and sub-ınhibitory concentration-ınduced biofilm response in Staphylococcus epidermidis from abdominal surgical site skin. Surg Infect (Larchmt). 2026: 10962964261425154.

Makale İçin Tıklayınız

Geniş Ölçekli Bir Veri Tabanına Göre Serum Demiri Sepsis Hastalarının Prognozuyla İlişkilidir

Sepsis hastalarında serum demir düzeyleri ve prognoz üzerine yapılan çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmada, sepsis hastalarında serum demir düzeyleri ile klinik sonuçlar arasındaki ilişkileri araştırmak amacıyla, halka açık veri tabanına dayalı retrospektif bir araştırma yürütülmüş.

Sepsis-3 kriterlerine göre 2225 sepsis hastası çalışmaya dahil edilmiş. Serum demir düzeyi yatıştan sonraki 24 saat içinde tespit edilen sepsis hastaları çalışmaya alınmış. Farklı değişkenler ile hasta prognozu (28 günlük, 90 günlük, 180 günlük ve 1 yıllık ölüm oranları dahil) arasındaki ilişkileri değerlendirmek için tek değişkenli regresyon analizi kullanılmış. Serum demir düzeyleri ile prognoz arasındaki ilişki üç modelde incelenmiş: Model I (hiçbir değişken için ayarlanmamış), Model II (yaş ve cinsiyet için ayarlanmış) ve Model III (potansiyel karıştırıcı faktörler için ayarlanmış). Sepsis hastalarında bir yıllık ölüm oranı için Kaplan-Meier analizi yapılmış. Yaş, anyon açıklığı, toplam bilirubin, ferritin, laktat, magnezyum, fosfat, trombosit, üre nitrojeni, APSIII ve SOFA, sepsiste prognozla ilişkili bulunmuş. Tüm potansiyel karıştırıcı faktörler için ayarlama yapıldıktan sonra, serum demir seviyesindeki her 10 ug/dl’lik artış için 28 günlük, 90 günlük, 180 günlük ve bir yıllık mortalite için OR’ler sırasıyla 1.04, 1.06, 1.06 ve 1.06 olarak hesaplanmış. Kaplan-Meier eğrileri, en yüksek serum demir seviyesi çeyreğinde diğer çeyreklere göre anlamlı derecede daha düşük bir hayatta kalma olasılığı göstermiş.

Sepsis hastalarında serum demir düzeyinin yüksekliği, 28 günlük, 90 günlük, 180 günlük ve bir yıllık ölüm oranlarında artışla ilişkilendirilmiş.

Luo J, Ding N. Serum iron is associated with the prognosis in sepsis based on a large-scale database. BMC Infect Dis. 2 Mart 2026.

Makale İçin Tıklayınız

İlaca Dirençli Bacteroides Fragilis Dışı Türlerden Kaynaklanan Bacteroides İlişkili Anaerobik Bakteriyeminin Klinik Ortaya Çıkışı: Çok Merkezli Retrospektif Gözlemsel Çalışma

Bacteroides türleri, karın içi infeksiyonlara neden olan önemli anaerobik bakterilerdir. Son veriler, özellikle klindamisine (CLDM) karşı artan direnci vurgulamaktadır. Bununla birlikte, Bacteroides fragilis ve B. fragilis  dışı olanların kesin epidemiyolojisi hala belirsizliğini korumaktadır. Bu çalışmada 2012 ile 2022 yılları arasında Japonya’daki altı büyük hastanede kan kültürlerinden izole edilen 528 zorunlu anaerobik bakteri geriye dönük olarak analiz edilmiş.

İzolatların 102’si B. fragilis, 72’si ise B. fragilis dışı olarak saptanmış. Klinik özellikler ve antimikrobiyal direnç değerlendirilmiş. Zaman içindeki ilaç direnci oranları Spearman sıra korelasyon testi kullanılarak analiz edilmiş. B. fragilis grubuyla karşılaştırıldığında, B. fragilis olmayan grupta CLDM’ye (p=0.006) ve karbapenemlere (p=0.005) karşı daha yüksek direnç gözlemlenmiş. Altta yatan hastalıklardan kaynaklanan ölümler hariç tutulduğunda, 30 günlük ölüm oranı, B. fragilis olmayan grupta B. fragilis grubuna göre daha yüksek görülmüş (p=0.025). Bu gruptaki risk faktörleri arasında karbapenem direnci (düzeltilmiş olasılık oranı = 7.05, p=0.017) yer almaktaymış. Özellikle, karbapenem (p=0.014’e karşı p=0.643) ve tazobaktam/piperasilin direnç oranları (p=0.012’ye karşı p=0.899), B. fragilis olmayan grupta B. fragilis grubuna kıyasla zaman içinde artmış.

Bu çalışma, B. fragilis dışı türlerin neden olduğu baktereminin genellikle gastrointestinal sistemde gelişen ciddi patolojilerden kaynaklandığını ve B. fragilis kaynaklı bakteremiye kıyasla daha yüksek 30 günlük mortalite oranına sahip olduğunu doğrulamış. Antimikrobiyal direnç mekanizmalarının moleküler karakterizasyonunu içeren gelecekteki çalışmaların, Bacteroides türlerinde antimikrobiyal direncin epidemiyolojisini ve klinik etkisini daha iyi anlamak açısından önemli olacağı vurgulanmış.

Kubo R, Iwanaga N, Nagaoka K, et al. Clinical emergence of Bacteroides-associated anaerobic bacteremia due to drug-resistant non-Bacteroides fragilis species: a multicentric retrospective observational study. Open Forum Infect Dis. 2026; 13 (2): ofag047.

Makale İçin Tıklayınız

Enterococcus faecalis Bakteriyemisinde İnfektif Endokarditi Tahmin Etmede DENOVA Skorunun Klinik Faydası: Karar Eğrisi Analizi ile Dış Doğrulama

Enterococcus faecalis bakteriyemisi olan hastalarda infektif endokardit (İE) riski yüksektir ve ekokardiyografi kullanımı konusunda tartışmalar devam etmektedir. Bu çalışma, İE’yi öngörmek için geliştirilen DENOVA skorunun doğruluğunu dış bir kohortta test etmeyi amaçlamış.

Çok merkezli bir çalışma kapsamında, E. faecalis bakteriyemisi olan hastalar retrospektif olarak incelenmiş. DENOVA skorunun performansı, duyarlılık, özgüllük ve karar eğrisi analizi ile değerlendirilmiş. Bulgular, DENOVA skorunun yüksek bir negatif prediktif değer sergilediğini ve düşük riskli hastaların belirlenmesinde güvenle kullanılabileceğini ortaya koymuş. Karar eğrisi analizi, skorun klinik pratikte gereksiz ekokardiyografileri azaltmada faydalı olabileceğini göstermiş.

Varisco B, Piovani D, Del Turco ER, et al. Clinical utility of the DENOVA score for predicting infective endocarditis in Enterococcus faecalis bacteremia: external validation with decision curve analysis. Clin Microbiol Infect. 2026: S1198-743X(26)00077-7.

Makale İçin Tıklayınız

ESCMID’den Haberler

ESCMID Yaz Okulu 2026
28 Haziran-4 Temmuz 2026 tarihleri arasında Macaristan’ın Budapeşte şehrinde gerçekleşecek olan yaz okulu programında katılımcılara dünyanın dört bir yanından profesyonellerle bağlantı kurma, yaşamlarını ve kariyerlerini etkileyecek önemli mesleki beceriler geliştirme şansı sunuluyor.

Bağlantı İçin Tıklayınız

En Son Epidemiyolojik Uyarı
Bu haftaki güncellemeler, Mayotte’de bildirilen chikungunya vakaları ve Karayipler ile Güney Amerika’nın bazı bölgelerinde yeniden ortaya çıkan arbovirus aktivitesinin yanı sıra, Endonezya ve Meksika’da önemli sayıda vaka ve Amerika Birleşik Devletleri’nde devam eden salgınlarla küresel kızamık salgınının yeniden yükselişini vurgulamaktadır. Ayrıca, Vietnam’daki kuduz ölümleri, hayvan aşılamasında ve maruziyet sonrası profilaksiye erişimde süregelen eksikliklerin altını çizmektedir.

Bağlantı İçin Tıklayınız

Meşrutiyet Mah. Rumeli Cad.
İpek Apt. No. 70 D. 7
(Rumeli Eczanesi üstü),
34363 Şişli, İstanbul
Tel. ve Faks: (0212) 219 54 82
E-posta: klimik@klimik.org.tr