Klimik Bülteni - Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Yayın Organıdır
<
4
Ağustos
2026
>

ESKİ SAYILAR

BÜLTEN ÜYELİĞİ

IDCM Dergisinin Temmuz 2026 Sayısı Yayında!

IDCM dergimizin Temmuz 2026 sayısı yayımlandı. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz.

Dergi İçin Tıklayınız

KLİMİK Video: Kronik HBV’de Tedavi Kesmek—Hangi Hastada Ne Zaman Keselim?

Kronik Hepatit B tedavisinde nükleozid analoglarının ne zaman ve hangi hasta grubunda güvenle kesilebileceği, klinik pratikte hâlâ en çok tartışılan konulardan biridir. Bu videomuzda, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Nesrin Türker ile Hepatit B tedavisini kesme kriterlerini, tedavi sonlandırılacak ideal hasta profilini ve RETRACT-B çalışması ışığında tedavisi kesilen hastaların uzun dönem sonuçlarını tartışıyoruz. Klinisyenler için güncel kılavuzlar ve verilerden damıtılarak hazırlanan bu videoyu ilgiyle izleyeceğinizi umuyoruz.

Video İçin Tıklayınız

III. Viral İnfeksiyonlar ve Bağışıklama Simpozyumu (4-6 Eylül 2026, İstanbul)

III. Viral İnfeksiyonlar ve Bağışıklama Simpozyumunu 4-6 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin Cerrahpaşa kampüsünde Amfiler Binası’nda gerçekleştireceğiz. Çalışma gruplarımızın katkıları ile gerçekleşecek bu simpozyumda HIV infeksiyonu, viral hepatitler, nakil ilişkili infeksiyonlar ve erişkin bağışıklaması konusunda güncel sorunlar yanında tüm diğer viral infeksiyonlarla ilgili yeni ve hepimiz için sorunlu olan pratik konularla birlikte viral infeksiyonların geleceği konusunda olasılıkları da tartışmaya açacağız. Simpozyum sonunda günümüz sorunlarına çözüm ve ileriye yönelik öneriler oluşturup ilgili kurumlara sunmayı planlamaktayız.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ndeki yenilenme sürecini yakından görerek öğrencilik günlerimizi hatırlamakla kalmayıp her koşulda bilimsel bir yaklaşımı geliştirebilecek yetkinlikte olduğumuzu da gösterme şansı yakalayacağız.

Ayrıca KLİMİK Derneği’mizin 40. yılını da simpozyum başlangıcında yapacağımız toplantımızda hep birlikte kutlayacağız.

Başarılı bir simpozyumun ancak sizlerle gerçekleşebileceğini biliyor, hepinizi bu toplantıda görmeyi umuyor, katkı sağlayan herkese sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz.

Saygılarımızla.

Ayrıntılı Bilgi ve Başvuru İçin Tıklayınız

10. Ulusal Erişkin Bağışıklaması Simpozyumu (UEBS X) (2-4 Ekim 2026, İzmir)

KLİMİK Derneği Erişkin Bağışıklama Çalışma Grubu (EBÇG) tarafından düzenlenen 10. Ulusal Erişkin Bağışıklama Simpozyumu (UEBS X), “Aşılarla Yaşamak/Yaşlanmak: Sağlıklı Bir Ömür İçin Aşılar” temasıyla 2–4 Ekim 2026 tarihlerinde İzmir’de gerçekleştirilecektir.

Erişkin bağışıklamasına ilişkin güncel bilimsel gelişmelerin, yeni aşı teknolojilerinin, yaşam boyu bağışıklama stratejilerinin ve sağlıklı yaşlanmada aşıların rolünün ele alınacağı simpozyumumuzda sizleri de aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız.

Saygılarımızla.

Ayrıntılı Bilgi ve Başvuru İçin Tıklayınız

XII. Uygulamalı Kronik Yara Bakım Kursu (23-24 Ekim 2026, Erzurum)

Diyabetik ayak infeksiyonları başta olmak üzere zamanında etkin tedaviye ulaşamayan hastalarda ampütasyon istenmeyen ama kaçınılmaz son tedavi olabilmektedir. Bu bağlamda Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları (KLİMİK) Derneği bünyesindeki “Diyabetik Ayak İnfeksiyonları Çalışma Grubu (DAİÇG)” olarak 2025- 2026 döneminde “7 Bölge-7 Uygulamalı Kronik Yara Bakım Kursu” konsepti dahilinde 23-24 Ekim 2026 tarihinde Erzurum, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde XII. Uygulamalı Yara Bakım Kursu düzenlenecektir.

Kronik yara tedavisine ilgi duyan tüm meslektaşlarımızı kursumuza bekliyoruz.

Saygılarımızla.

Ayrıntılı Bilgi ve Başvuru İçin Tıklayınız

Hayvanlardan Bulaştığı Bilinen Dermatophilus congolensis Cinsel Temasla Yayılabilir mi?

Dermatophilus congolensis, başta sığır, koyun ve atlarda deri infeksiyonuna neden olan, insanlarda ise genellikle infekte hayvanlarla temas sonrasında görülen nadir bir zoonotik bakteridir. Daha önce insanlar arasında bulaşı gösterilmemiş olan bu etkenin olası cinsel temasla yayılımı, Fransa’da (Lyon ve Paris) saptanan bir olgu kümesinde araştırılmış. 2025–2026 döneminde, yaklaşık iki aylık bir süre içinde, erkeklerle seks yapan dokuz erkekte D. congolensis kaynaklı deri infeksiyonu tanımlanmış. Hastaların hiçbirinde çiftlik hayvanıyla teması veya yakın zamanda tropikal bölgelere seyahat öyküsü bulunmazken, lezyonların çoğunlukla genital bölge, gövde, sakal çevresi ve alt ekstremiteler gibi cinsel temas sırasında açıkta kalan alanlarda yerleştiği görülmüş. Epidemiyolojik incelemede dokuz hastanın yedisinin semptomlardan önce Lyon’daki aynı eşcinsel saunayı ziyaret ettiği belirlenmiş; kalan iki hastadan biri Paris’te üç ayrı hamama gittiğini bildirirken, diğeri herhangi bir sauna veya hamam öyküsü vermemiş. Sekiz hastadan elde edilen izolatların tüm genom dizilemesinde aralarında yalnızca 1–5 tek nükleotid farklılığı saptanması, bakterilerin yakın genetik ilişkisini ve yakın dönemli ortak kaynaklı veya kişiler arası bulaşı desteklemiş. Hastalar yedi gün süreyle oral amoksisilin veya pristinamisinle (günde 3 kez 1 g) tedavi edilmiş ve tümünde hızlı klinik düzelme sağlanmış; aynı saunaya gitmeye devam eden bir hastada, ilk ataktan sekiz hafta sonra farklı bir vücut bölgesinde yeni bir infeksiyon atağı (reinfeksiyon) gelişmiş. Hastalar arasında doğrudan cinsel temas kesin olarak gösterilememiş ve ortak alanlardan çevresel örnekleme yapılmamış olsa da zamansal kümelenme, paylaşılan cinsel maruziyetler, lezyonların dağılımı ve izolatların belirgin genomik benzerliği, bu zoonotik bakterinin yakın fiziksel veya cinsel temas yoluyla insandan insana bulaşabileceğini düşündürmüş. Araştırmacılar, özellikle erkeklerle seks yapan erkeklerde görülen atipik papüler veya püstüler deri lezyonlarında D. congolensis‘in ayırıcı tanıda göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulamışlardır.

Degreze M, Durupt F, Ibranosyan M, et al. Suspected sexual transmission of dermatophilosis among men who have sex with men, Lyon and Paris, France, 2025-2026. Emerg Infect Dis. 2026;32(6):959-963.

Makale İçin Tıklayınız

Mpox Aşısı veya Geçirilmiş İnfeksiyon Yeni MPXV Klad Ib’yi Yeterince Nötralize Edebiliyor mu?

2024 yılında MPXV klad Ib’nin Orta Afrika’da yayılması, mevcut Mpox aşılarının ve daha önce geçirilmiş klad IIb infeksiyonunun bu yeni viral klada karşı çapraz bağışıklık sağlayıp sağlamadığı sorusunu gündeme getirmiştir. Bu çok ülkeli gözlemsel çalışmada, ABD, Brezilya ve Portekiz’deki üç akademik merkezden Temmuz 2022–Ağustos 2023 tarihleri arasında alınan plazma örneklerinde MPXV klad Ia, Ib ve IIb’ye karşı antikor yanıtları değerlendirilmiş. Toplam 191 katılımcıdan elde edilen 232 plazma örneği; çocukluk döneminde birinci kuşak çiçek aşısı Dryvax uygulananlar, MVA-BN aşısı yapılanlar, hem Dryvax hem de MVA-BN uygulananlar, PCR ile doğrulanmış MPXV klad IIb infeksiyonu geçirenler ve aşılanmamış ya da infeksiyon geçirmemiş kontroller olmak üzere beş grupta incelenmiş. Antikorların virusa bağlanması ELISA, canlı virusu nötralize etme kapasitesi ise plak azaltma nötralizasyon testiyle ölçülmüş. Aşılanan gruplarda her üç MPXV kladına karşı çapraz antikor bağlanması görülmesine rağmen nötralizan antikor yanıtlarının genel olarak düşük olduğu saptanmış. Ölçülebilir nötralizasyon oranı yalnızca MVA-BN uygulanan örneklerde %3–15 iken, Dryvax uygulananlarda %28–35, Dryvax ile birlikte MVA-BN uygulananlarda ise %39–55 olarak bulunmuş. Klad IIb infeksiyonu geçirenlerde klad Ia ve Ib’ye karşı çapraz antikor bağlanması görülmüş; ancak klad Ib’ye karşı ölçülebilir nötralizasyon yalnızca örneklerin %9’unda saptanmış. Ayrıca yüksek düzeyde korunmuş bir yüzey proteini olan A35’i hedefleyen antikorların klad I varyantlarına, klad IIb’ye göre daha düşük düzeyde bağlandığı gösterilmiş. Araştırmacılar, mevcut aşıların veya geçirilmiş klad IIb infeksiyonunun oluşturduğu antikorların yeni klad Ib’ye karşı güçlü bir çapraz nötralizasyon sağladığının varsayılamayacağını belirtmişler. Bununla birlikte çalışmada yalnızca humoral yanıtın değerlendirildiği; hücresel bağışıklık ve nötralizan olmayan antikor işlevlerinin klinik korumaya katkıda bulunabileceği vurgulanmış. Bulgular, farklı MPXV kladlarını kapsayan yeni aşıların, rapel stratejilerinin ve antikor temelli tedavilerin geliştirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

Crandell J, Fantin RF, de Araújo LP, et al. Neutralising antibody responses to MPXV clades Ia, Ib, and IIb after infection or vaccination: a multicountry observational study. Lancet Infect Dis. 2026:S1473-3099(26)00173-8.

Makale İçin Tıklayınız

Sepsiste Tanısal Mükemmellik: Hem Gecikmiş Hem de Gereksiz Antibiyotik Kullanımını Azaltan Hastanelerde Mortalite Daha Düşük

Sepsisin erken döneminde tanısal belirsizlik, gerçek sepsis hastalarında antibiyotik tedavisinin gecikmesine neden olurken sepsis bulunmayan hastalarda gereksiz antibiyotik kullanımına da yol açabilmektedir. Bu çalışmada sepsiste yetersiz tedavi ile aşırı tedaviyi birlikte azaltabilen hastanelerde hasta sonuçlarının daha iyi olup olmadığı değerlendirilmiş. ABD’de dört eyalette bulunan 20 hastanede 2022–2024 yılları arasında yatırılan ve başvurunun ilk altı saatinde en az iki sistemik inflamatuar yanıt sendromu kriterini karşılayan 152 779 erişkin hasta retrospektif olarak incelenmiş. Sepsis kriterlerini karşılayan hastalarda ilk üç saat içinde antibiyotik başlanmaması “yetersiz tedavi”; şok ve sepsis kriterlerini karşılamadığı halde ilk üç saat içinde antibiyotik başlanması ise “aşırı tedavi” olarak tanımlanmış. Hastaların 49 109 (%32.1)’una ilk üç saat içinde antibiyotik başlanmış, 16 361 (%10.7)’i nihai olarak sepsis kriterlerini karşılamış. Hastanelerin risk açısından standardize edilmiş yetersiz tedavi oranları %29.3–46.8, aşırı tedavi oranları ise %21.5–37.2 arasında değişmiş. Bir ölçütte iyi performans gösteren hastanelerin çoğunlukla diğer ölçütte daha kötü performans gösterdiği ve iki performans sıralaması arasında ters yönlü ilişki bulunduğu saptanmış. Hem yetersiz hem de aşırı tedaviyi göreceli olarak düşük düzeyde tutabilen dört hastane “sepsiste tanısal mükemmellik” gösteren hastaneler olarak sınıflandırılmış. Hasta ve hastane özelliklerine göre düzeltme yapıldıktan sonra bu hastanelerde tedavi edilen hastalarda hastane içi ölüm veya taburculuk olasılığı daha düşük bulunmuş [düzeltilmiş “odds ratio” (OR): 0.61; %95 güven aralığı (GA): 0.41–0.90]. Ayrıca bu hastalarda 28 gün içindeki hastane dışı sağlıklı gün sayısı ortalama 0.59 gün daha fazla, hastanede kalış süresi ise 1.20 gün daha kısa saptanmış. Toplam antibiyotik kullanım süresi de 0.62 gün daha kısa olmakla birlikte bu fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmamış. Araştırmacılar, sepsis bakımının yalnızca antibiyotiklerin mümkün olan en erken zamanda başlanmasına değil, gerçek sepsisin gecikmeden tedavi edilmesi ile sepsis olmayan hastalarda gereksiz antibiyotik kullanımının önlenmesi arasındaki dengenin kurulmasına odaklanması gerektiği sonucuna varmışlar. Bununla birlikte çalışmanın gözlemsel tasarımı nedeniyle, tanısal mükemmellik ile daha iyi klinik sonuçlar arasında doğrudan nedensellik kurulamayacağı belirtilmiş.

Kowalkowski M, Birken S, Obermiller C, et al. Sepsis diagnostic excellence and its association with mortality in adults with potential infection. Clin Infect Dis. 2026:ciag382.

Makale İçin Tıklayınız

Tifo Geçirmek Yeniden Tifoya Karşı Koruma Sağlıyor mu?

Doğal tifo infeksiyonunun sonraki tifo ataklarına karşı bağışıklık sağlayıp sağlamadığı, hastalığın bulaşma modelleri ve aşılama politikaları açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada Bangladeş’in Dakka kentinde yürütülen tifo konjuge aşısı çalışmasının verileri kullanılarak, daha önce kan kültürüyle doğrulanmış tifo geçiren kişilerde tekrarlayan tifo riski değerlendirilmiş. Tifo aşısı uygulanmamış 940 kan kültürü pozitif indeks olgu, yaş ve çalışma grubuna göre eşleştirilmiş 3760 toplum temelli kontrolle 1:4 oranında karşılaştırılmış ve katılımcılar altı yıla kadar izlenmiş. İlk olaydan 30 günden sonra gelişen kan kültürü pozitif tifo veya ilk 30 gün içinde farklı antimikrobiyal direnç profiline sahip bir suşla gelişen infeksiyon, tekrarlayan tifo olarak tanımlanmış. İzlem sırasında indeks olgularda 13, toplum temelli kontrollerde ise 12 tifo olayı saptanmış; insidans hızları sırasıyla 100 000 kişi-yılı başına 741 ve 158 olarak hesaplanmış. Toplum temelli kontrollerle yapılan analizde daha önce tifo geçirenlerde yeni tifo gelişme riski daha yüksek bulunmuş [düzeltilmiş “hazard ratio” HR):3.7; %95 GA: 1.8–7.9]. Ancak sağlık kuruluşuna başvurma davranışındaki farklılıkların sonuçları etkilemesini azaltmak amacıyla, aynı sürveyans sistemi içinde ateş nedeniyle değerlendirilen fakat kan kültüründe Salmonella typhi saptanmayan hastalar kontrol grubu olarak kullanıldığında, önceki tifo öyküsü ile yeni tifo riski arasında anlamlı ilişki görülmemiş (düzeltilmiş HR: 1.5; %95 GA: 0.8–2.8). Tekrarlayan olayların tamamı ilk iki yıllık izlem döneminde gelişmiş. Araştırmacılar, toplum temelli kontrollerle elde edilen risk artışının sağlık hizmeti kullanımındaki veya tifo maruziyetindeki farklılıklardan kaynaklanmış olabileceğini ve endemik bir bölgede doğal tifo infeksiyonunun tekrarlayan hastalığa karşı belirgin koruma sağladığını gösteren bir kanıt bulunmadığını belirtmişler. Bulgular, tifo geçirmiş olmanın kişiyi yeniden infeksiyondan koruduğunun varsayılmaması ve korunmada aşılama ile su, sanitasyon ve hijyen önlemlerinin önemini koruduğu şeklinde yorumlanmış.

Khanam F, Lee JE, Ahmmed F, et al. Protection against recurrent typhoid fever conferred by a prior episode: evidence from a large cohort study in Dhaka, Bangladesh. Clin Infect Dis. 2026:ciag411.

Makale İçin Tıklayınız

İmmünosüprese ve İmmünokompetan Hastalarda Sepsis Şüphesinde Antibiyotik Başlama Zamanı ve Mortalite Karşılaştırması

İmmünsüprese ve İmmünkompetan Hastalarda Sepsis Şüphesinde Antibiyotik Başlama Zamanı ve Mortalite Karşılaştırması
İmmünsüprese hastalarda sepsis tedavisinde antibiyotiklerin ne kadar erken başlanması gerektiği kesin olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada, immünsüprese ve immünkompetan hastalarda antibiyotik başlama süresi ile hastane içi mortalite arasındaki ilişki değerlendirilmiş. ABD’de dokuz hastanede 2015-2024 yılları arasında acil servise şüpheli sepsis tanısıyla başvuran 39 842 erişkin hasta retrospektif olarak incelenmiş. Hastaların 19 121’i immünsüprese, bunların 2283’ü ise ağır immünsüprese olarak sınıflandırılmış. Genel analizde, antibiyotiklerin ilk saat yerine 1-3 saat içinde başlanması, immünkompetan hastalarda mortalite artışıyla ilişkili bulunurken, immünsüprese hastalarda anlamlı bir ilişki saptanmamış. Ancak alt grup analizlerinde, septik şoku olan hastalarda, immün durumdan bağımsız olarak antibiyotik tedavisindeki gecikmenin hastane içi mortaliteyi artırdığı gösterilmiş. Buna karşın septik şok gelişmeyen sepsis olgularında, antibiyotiklerin ilk saat yerine 1-3 saat veya 3-6 saat içinde başlanmasının mortalite üzerinde anlamlı bir etkisi görülmemiş. Ağır immünsüpresyon varlığı da bu ilişkiyi değiştirmemiş. Araştırmacılar, antibiyotik tedavisindeki aciliyetin immünsüpresyon durumundan çok sepsisin klinik şiddetine, özellikle septik şok varlığına göre belirlenmesi gerektiği sonucuna varmışlar.

Gupta S, Klompas M, McKenna CS, et al. Time to antibiotics and mortality in immunocompromised versus non-immunocompromised patients with suspected sepsis. Clin Infect Dis. 2026:ciag401.

Makale İçin Tıklayınız

Komplike Olmayan Monomikrobiyal Enterokok Kan Dolaşımı İnfeksiyonlarında Antibiyotik Tedavi Süresi

Enterokok kan dolaşımı infeksiyonlarında komplike olmayan olgularda ideal antibiyotik tedavi süresi belirsizliğini korumaktadır. Bu çalışmada, kısa süreli (7±2 gün) ve uzun süreli (14±2 gün) antibiyotik tedavisinin klinik sonuçları karşılaştırılmış. İsrail’de sekiz hastanede 2013-2023 yılları arasında gerçekleştirilen retrospektif çok merkezli kohort çalışmasında, randomize bir çalışmayı taklit eden ‘target trial emulation’ yöntemi kullanılmış. Toplam 3450 enterokok bakteremili hasta taranmış; komplike infeksiyonlar ve polimikrobiyal olgular dışlandıktan sonra 870 hasta uygun bulunmuş, bunların 485’i analizlere dahil edilmiş. Hastaların 283’ü kısa, 202’si uzun süreli tedavi almış. Birincil sonlanım noktası olan 30 günlük tüm nedenlere bağlı mortalite, kısa ve uzun tedavi gruplarında sırasıyla %21.6 ve %21.3 olarak saptanmış ve iki grup arasında anlamlı fark bulunmamış. Ayrıca 90 günlük mortalite, infeksiyonun tekrarlaması, yeniden hastaneye yatış, hastanede kalış süresi ve Clostridioides difficile infeksiyonu açısından da tedavi süreleri arasında fark izlenmemiş. Alt grup analizlerinde infeksiyon etkeni (E. faecalis veya E. faecium), infeksiyon kaynağı, hastane kökenli olma durumu veya kardiyak cihaz varlığı sonuçları değiştirmemiş. Araştırmacılar, uygun şekilde seçilmiş komplike olmayan enterokok kan dolaşımı infeksiyonlarında yaklaşık yedi günlük antibiyotik tedavisinin 14 günlük tedavi kadar etkili ve güvenli olabileceği sonucuna varmış; ancak bu bulguların devam eden randomize çalışmalarla doğrulanması gerektiğini vurgulamışlar.

Mudrik-Zohar H, Ong SWX, Tong SYC, et al. Antibiotic treatment duration for uncomplicated monomicrobial enterococcal bloodstream infection: a multicenter target trial emulation. Clin Infect Dis. 2026:ciag387.

Makale İçin Tıklayınız

Allojenik Kök Hücre Nakli Sonrası Gelişen Kızamık İnklüzyon Cisimcikli Ensefaliti

Kızamık inklüzyon cisimcikli ensefaliti, özellikle bağışıklığı baskılanmış hastalarda görülen, nadir ancak çoğunlukla ölümcül seyreden bir kızamık komplikasyonudur. Bu makalede allojenik hematopoietik kök hücre nakli yapılmış 21 yaşındaki bir erkek hastanın olgusu sunulmuş. Hasta, “graft-versus-host” hastalığı nedeniyle immünosüpresif tedavi aldığı dönemde kızamık infeksiyonu geçirmiş. Döküntünün ortaya çıkmasından yaklaşık beş hafta sonra nöbetler başlamış ve nörolojik durumu hızla kötüleşerek yaklaşık bir ay içinde ölümle sonuçlanmış. Beyin biyopsisinde viral inklüzyonlar, endoplazmik retikulumda genişleme ve belirgin miyelin hasarı saptanmış. Elektron mikroskobisi ve RNA dizileme incelemeleri, beyin dokusundaki kızamık virususnun başlangıçtaki solunum yolu örneklerinden genetik olarak farklılaştığını göstermiş. Beyinde gelişen viral mutasyonların, virusun hücre dışına çıkmadan komşu sinir hücrelerine doğrudan yayılmasını kolaylaştırdığı düşünülmüş. Olgu, immünsüprese hastalarda kızamığın ağır ve ölümcül nörolojik komplikasyonlara yol açabileceğini ve toplumdaki yüksek aşılama oranlarının korunmasız hastaları dolaylı olarak korumadaki önemini göstermektedir.

Nemoz B, Ar Gouilh M, Pernet-Gallay K, et al. Measles inclusion-body encephalitis after allogeneic stem-cell transplantation. N Engl J Med. 2026;395(2):203-205.

Makale İçin Tıklayınız

ESCMID’den Haberler

ESCMID 2027 Araştırma Destekleri İçin Başvurular Açıldı
ESCMID, 2027 yılında mantar, parazit ve viral infeksiyonlara yönelik klinik, laboratuvar veya deneysel araştırmalara 20.000 euroya kadar destek sağlıyor. Genç bilim insanları ile düşük ve orta gelirli ülke üyelerine açık program kapsamında “Bilimde Kadınlar” kategorisi için de üç ek destek ayrıldı. Son başvuru tarihi 2 Eylül 2026.

ESCMID Klinik Araştırmalar Kursu Malta’da Düzenlenecek
İnfeksiyon hastalıklarında klinik araştırmaların planlanmasından yayımlanmasına kadar tüm aşamaların ele alınacağı ESCMID kursu, 19–21 Kasım 2026 tarihlerinde Malta’da gerçekleştirilecek. Katılımcılar araştırma tasarımı, protokol yazımı, istatistiksel analiz, fon ve etik kurul başvuruları konusunda eğitim alarak kendi projeleri için geri bildirim alma fırsatı bulacak. Kurs kaydı 2 Kasım’a, ESCMID Katılım Desteği başvuruları ise 28 Ağustos 2026’ya kadar açık.

Meşrutiyet Mah. Rumeli Cad.
İpek Apt. No. 70 D. 7
(Rumeli Eczanesi üstü),
34363 Şişli, İstanbul
Tel. ve Faks: (0212) 219 54 82
E-posta: klimik@klimik.org.tr