Klimik Bülteni - Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Yayın Organıdır
<
14
Nisan
2026
>

ESKİ SAYILAR

BÜLTEN ÜYELİĞİ

XXVI. Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Kongresi (KLİMİK 2026) (29 Nisan-3 Mayıs 2026, Antalya)

Dinamik ve sürekli yeniliklerle şekillenen uzmanlık alanımızdaki en güncel bilgileri, Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği’nin 40 yıllık birikimiyle, alanında deneyimli meslektaşlarımız ve genç uzman/asistan arkadaşlarımızla birlikte tartışacağımız, bilimin ışığında aydınlanacağımız ve mesleki dayanışmamızı güçlendireceğimiz bu kongrede siz değerli üyelerimizle buluşmayı büyük bir heyecanla bekliyoruz.

Kongre Web Sitesi İçin Tıklayınız

KLİMİK Video: Antibiyotik Duyarlılık Testlerinde Standardizasyon Mümkün mü? EUCAST Perspektifi

Başkent Üniversitesi, İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’ndan Sayın Prof. Dr. Özlem Azap, antibiyotik duyarlılık testlerinde standardizasyonu EUCAST perspektifinden değerlendiriyor.

Video İçin Tıklayınız

CMV İnfeksiyonunun Nörolojik Sonuçları: Patogenez ve Konak Yanıtlarına Genel Bakış

Bu derleme, insan sitomegalovirus (CMV) infeksiyonunun santral sinir sistemi üzerindeki etkilerini ve altta yatan patogenez mekanizmalarını güncel literatür ışığında kapsamlı biçimde değerlendirmektedir. Sağlıklı bireylerde genellikle asemptomatik seyreden CMV infeksiyonunun, immünosüprese hastalarda ve konjenital infeksiyonlarda ciddi nörolojik komplikasyonlara yol açtığı; belirgin nörotropizmi nedeniyle ensefalit, kognitif bozulma ve mikrosefali, serebral palsi ile sensörinöral işitme kaybı gibi gelişimsel anomalilerle ilişkili olduğu vurgulanmaktadır.

Derlemede, CMV’nin santral sinir sistemine invazyonu, latent kalıcılığı ve immün kaçış mekanizmaları ile viral replikasyon ve konak immün yanıt etkileşimleri ele alınmış; özellikle viral giriş, çoğalma ve immün modülasyonu içeren moleküler yolakların nöronal hasar ve nörogelişimsel bozukluklardaki rolü özetlenmiş. Ayrıca in vitro ve in vivo modellerden elde edilen bulgular doğrultusunda CMV’nin nöral hücrelerle etkileşerek beyin homeostazını bozduğu gösterilmiş; konjenital ve kazanılmış infeksiyonlara bağlı uzun dönem nörolojik sekeller ile karakteristik radyolojik bulgular tartışılmış.

Sonuç olarak, CMV ile konak sinir sistemi arasındaki kompleks etkileşimin daha iyi anlaşılmasının, hedefe yönelik tedavi yaklaşımlarının ve koruyucu stratejilerin geliştirilmesi açısından kritik olduğu belirtilmiş.

Reddy V, Lodha L, Gupta S, Mani RS, Ashwini MA. Neurological consequences of CMV infection: overview of pathogenesis and host responses. Rev Med Virol. 2026; 36 (1): e70095.

Makale İçin Tıklayınız

Antiretroviral Tedavi Alan HIV ile Yaşayan Bireylerde Metabolik Disfonksiyonla İlişkili Yağlı Karaciğer Hastalığının Risk Faktörleri

Bu çalışma, HIV ile yaşayan bireylerde (PWH) antiretroviral tedavi (ART) sürecinde metabolik disfonksiyonla ilişkili yağlı karaciğer hastalığının (MAFLD) gelişim ve progresyonuna etki eden risk faktörlerini belirlemeyi amaçlayan retrospektif bir analizdir. Metodolojik olarak, ART başlangıcından sonra 6 ay, 1, 1.5, 2 ve 3. yıllarda elde edilen klinik ve laboratuvar verileri değerlendirilmiş ve MAFLD ile ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla çok değişkenli lojistik regresyon analizi uygulanmış.

Toplam 740 hastanın incelendiği çalışmada, MAFLD prevelansının, hepatik steatoz indeksi (HSI) ve Zhejiang Üniversitesi indeksi (ZJU) ile değerlendirildiğinde, ART süresinin uzamasıyla birlikte arttığı gösterilmiş; bu indekslerin sırasıyla ALT/AST oranı, vücut kitle indeksi ve diyabet varlığı gibi parametreleri (HSI) ile BMI, açlık glukozu, trigliserid düzeyi ve karaciğer enzimlerini (ZJU) içeren non-invaziv hesaplama yöntemleri olduğu not edilmiş. Bir yıl içinde %5-10 ve >%10 kilo artışı, yüksek BMI (≥24 kg/m²) ve trigliserid düzeyi (≥1.7 mmol/L) önemli bağımsız risk faktörleri olarak saptanmış; kadın cinsiyet, tip 2 diyabet ve önceden MAFLD varlığı da riski artıran diğer faktörler olarak kaydedilmiş. Buna karşılık ileri yaş (>65 yıl) ile AZT ve 3TC temelli tedaviler koruyucu bulunmuş.

Sonuç olarak, MAFLD sıklığının ART süresiyle arttığı ve özellikle kilo artışı ile yakından ilişkili olduğu; HSI ve ZJU gibi non-invazif indekslerin risk belirlemede etkin olduğu ve ART alan hastalarda düzenli kilo takibinin kritik öneme sahip olduğu ortaya konmuş.

Yuan R, Yan Y, Deng L, et al. Risk factors of metabolic dysfunction-associated fatty liver disease in people with HIV receiving antiretroviral therapy. AIDS. 2026; 40 (5): 558-66.

Makale İçin Tıklayınız

Nocardia İnfeksiyonlarının Klinik Ve Mikrobiyolojik Özellikleri: Türkiye’den 10 Yıllık Çok Merkezli Bir Çalışma

Türkiye’de mevcut verilerin çoğu, tür düzeyinde tanımlama ve antimikrobiyal direnç profillemesi sınırlı olan tek merkezli raporlardan oluşmaktadır; bu durum, ulusal düzeyde nokardiyozun mevcut anlayışında önemli bir boşluğu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, Türkiye’deki Nocardia infeksiyonlarının klinik ve mikrobiyolojik özelliklerini değerlendirmeyi amaçlamışlar. Bu çok merkezli, geriye dönük gözlemsel kohort çalışmasında, Türkiye’deki 18 üçüncü basamak hastaneden 1 Ocak 2014 ile 31 Aralık 2024 tarihleri arasında mikrobiyolojik olarak doğrulanmış nokardiyoz tanısı konmuş yetişkin hastalar (≥ 18 yaş) incelenmiş.

Mikrobiyolojik olarak doğrulanmış 109 nokardiyoz vakası tespit edilmiş; hastaların ortalama yaşı 55.9 (ortanca 59, aralık 18–80) ve erkek hastalar çoğunluğu oluşturuyormuş (%66.1). En sık görülen semptom balgamlı öksürükken (%40.3) ve balgam, Nocardia izolatlarının en sık elde edildiği numune türüymüş (%41.2). Elli bir vakada tür düzeyinde tanımlama yapılmış; en yaygın türler Nocardia farcinica (%41.2) ve N. cyriacigeorgica (%29.4) olarak tespit edilmiş. Çok değişkenli lojistik regresyonda, yaşın artması mortalite ile bağımsız olarak ilişkiliyken (OR= 1.053; %95 GA=1.012–1.096; p = 0.011) ve CCI (Charlson Comorbidity Index) de mortalite ile bağımsız olarak ilişkili bulunmuş (OR=1.244; %95 GA=1.043–1.483; p=0.015).

Özetle bu çalışmada, nokardiyozda klinik sonuçların öncelikle hastaya özgü faktörler yani ileri yaş ve artmış komorbidite yükü tarafından belirlendiği gösterilmiş.

Ozturk E, Bali EA, Kiymaz YC, et al. Clinical and microbiological characteristics of Nocardia infections: a 10-year multicentre study from Türkiye. Eur J Clin Microbiol Infect Dis. 25 Mart 2026.

Makale İçin Tıklayınız

Antimikrobiyal Dirence Bağlı Ölüm Oranlarını Azaltma Hedeflerine Ulaşmak

Bu makalede 2024 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (UNGA) tarafından kabul edilen “antibiyotik direncine bağlı ölümleri 2030’a kadar %10 azaltma” hedefine nasıl ulaşılabileceği ele alınmaktadır. Yazar çözümü “Dört Kutu” adını verdiği bir çerçeveyle sunmuş:

1. İnfeksiyonların Önlenmesi (Mavi Kutu): Dirençli bakterilerle savaşmanın en etkili yolunun infeksiyonun hiç oluşmamasını sağlamak olduğu vurgulanmış. WASH (su, sanitasyon ve hijyen) altyapısı ve pediatrik aşılama birlikte toplum kaynaklı antimikrobiyal dirence (AMR) bağlı gelişen ölümlerin önemli bir kısmını önleyebilir: Evrensel WASH kapsamı yılda yaklaşık 247 800 ve çocukluk çağı aşıları yaklaşık 181 500 ölümü önleyebilir. Sağlık tesislerinde infeksiyon kontrolünün güçlendirilmesi ise yılda 337.000 ek hayat kurtarabilir. Yazar bu üç müdahale kategorisi birlikte düşük-orta gelirli ülkelerdeki AMR’ye bağlı ölümlerinin yaklaşık %18’inin önlenebileceğini belirtmiş.

2. Akılcı Antibiyotik Kullanımı ve Yönetişimi (Yeşil Kutu): Burada antibiyotiklerin yanlış ve aşırı kullanımının küresel bir sorun olduğu ancak çözümün her ülke için aynı olmadığı ve küresel antibiyotik tüketiminin yaklaşık %30’unun uygunsuz olduğu belirtilmiş. Yüksek gelirli ülkeler için tasarlanan “stewardship” (antibiyotik yönetişim) programlarının, kaynakları kısıtlı ülkelerde doğrudan uygulandığında bazen ilaca erişimi engelleyerek zarar verebileceği, bu nedenle kanıta dayalı ve hızlı tanı kitleriyle desteklenen yerel modellerin gerekliliğine dikkat çekilmiş.

3. Mevcut Antibiyotiklere Erişimin Genişletilmesi (Turuncu Kutu): Yazar burada birçok ülkenin temel sorununun antibiyotik direnci değil, mevcut etkili ilaçlara erişememek olduğunu vurgulamış. Düşük gelirli ülkelerdeki yüksek ölüm oranlarının nedeni genellikle yeni ve etkili antibiyotiklerin bu ülkelerde tescil edilmemesi veya çok pahalı olmasıdır.

4. Erişim Odaklı Yeni Antibiyotik Geliştirme (Mor Kutu): Yeni antibiyotiklerin büyük çoğunluğu düşük-orta gelirli ülke pazarları gözetilerek geliştirilmediği; önce EMA ve FDA’dan onay alma anlayışı, asıl ihtiyaç sahiplerinin bulunduğu pazarlar açısından ekonomik olarak rasyonel olmadığı bildirilmiş.


Sonuç olarak yazar, sadece yeni ilaçlar bularak AMR sorununun çözülemeyeceği, Ulusal Eylem Planları’nın (NAP) uygulanmasındaki eksikliklerin olduğu ve hedeflere ulaşmak için infeksiyonu henüz başlamadan durdurmanın, eldeki ilaçları akıllıca kullanmanın ve onlara evrensel erişim sağlamanın şart olduğu sonucuna varmış.

Laxminarayan R. Garrod lecture: achieving the UNGA AMR mortality reduction goals. J Antimicrob Chemother. 2026; 81 (4): dkag082.

Makale İçin Tıklayınız

Meşrutiyet Mah. Rumeli Cad.
İpek Apt. No. 70 D. 7
(Rumeli Eczanesi üstü),
34363 Şişli, İstanbul
Tel. ve Faks: (0212) 219 54 82
E-posta: klimik@klimik.org.tr