Klimik Bülteni - Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Yayın Organıdır
<
31
Mart
2026
>

ESKİ SAYILAR

BÜLTEN ÜYELİĞİ

VI. En Zor Olgum: Ne Öğrendim? Toplantısı (31 Mart 2026, İstanbul)

Derneğimizin 2025-2026 dönemi aylık bilimsel toplantıları “VI. En Zor Olgum: Ne Öğrendim?” toplantısıyla devam ediyor. 31 Mart 2026 Salı günü, 18.30-20.30 saatleri arasında Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, Avrupa Pasajı Kat 2, Beyoğlu adresinde yapılacak toplantıya tüm üyelerimizi bekliyoruz.

Saygılarımızla.
KLİMİK Derneği Yönetim Kurulu


Program İçin Tıklayınız

IDCM’in Yeni Sayısı Yayında

IDCM dergimizin Mart 2026 sayısı yayımlandı. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz.

Dergi İçin Tıklayınız

KLİMİK Podcast: Nipah Virusu Nedir? Yeni Bir Pandemi Riski mi?

Bu bölümümüzde, son yıllarda yeniden gündeme gelen ve “Yeni bir pandemi riski mi?” sorusuyla merak uyandıran Nipah virusunu konuşuyoruz. Nipah virusu nedir, nasıl bulaşır, hangi klinik tablolarla karşımıza çıkar ve küresel bir tehdit oluşturma potansiyeli var mıdır? Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’ndan Sayın Prof. Dr. Esin Şenol ile birlikte tüm bu sorulara yanıt arıyoruz. Hocamıza bizlerle bu kıymetli ve güncel bilgileri paylaştığı için teşekkür ediyor; siz değerli dinleyicilerimize keyifli dinlemeler diliyoruz.

Dinlemek İçin Tıklayınız

XXVI. Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Kongresi (KLİMİK 2026) (29 Nisan-3 Mayıs 2026, Antalya)

XXVI. Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Kongresi (KLİMİK 2026)’nın 29 Nisan–3 Mayıs 2026 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirileceğini sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.

Kongremizde, ülkemizde ve dünyada öne çıkan infeksiyon hastalıkları ile infeksiyonların tanı, tedavi ve önlenmesindeki güncel gelişmelerin yanı sıra, bilim dünyasının evrildiği ve alanımızdaki çalışmalara yön veren yenilikleri de ele almayı hedefliyoruz. Bu hedefe, güncel gelişmelerin yanı sıra sizlerden gelen değerli görüş ve öneriler doğrultusunda ulaşmayı amaçlıyoruz.

Dinamik ve sürekli yeniliklerle şekillenen uzmanlık alanımızdaki en güncel bilgileri, Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği’nin 40 yıllık birikimiyle, alanında deneyimli meslektaşlarımız ve genç uzman/asistan arkadaşlarımızla birlikte tartışacağımız, bilimin ışığında aydınlanacağımız ve mesleki dayanışmamızı güçlendireceğimiz bu kongrede siz değerli üyelerimizle buluşmayı büyük bir heyecanla bekliyoruz.

Kongre Web Sitesi İçin Tıklayınız

Pulmoner Tüberküloz Tanısında Tükürük ve Oral Sürüntü Örneklerinde Moleküler Testlerin Tanısal Doğruluğu

Tüberküloz (TB) tanısında altın standard balgam incelemesi olsa da çocuklarda, HIV ile yaşayan bireylerde ve prodüktif öksürüğü olmayan hastalarda balgam örneği almak zordur. Ayrıca balgam çıkarma işlemi sağlık çalışanları için ciddi aerosol riski oluşturur. Bu prospektif, iç içe geçmiş olgu-kontrol çalışması, tüberküloz şüphesi olan hastalardan kolayca alınabilen salya ve oral sürüntü örneklerinde moleküler test (Xpert MTB/RIF Ultra) yapılmasının tanısal doğruluğunu, balgam kültürü altın standardına karşı değerlendirmeyi ve karşılaştırmayı amaçlamış.

Kolombiya’da birinci basamak merkezlerinde izlenen katılımcılardan balgam kültürü ile birlikte eş zamanlı tükürük ve oral sürüntü örnekleri alınmış; her iki örnekte de Xpert MTB/RIF Ultra testi uygulanmış. Analize, kültürle doğrulanmış 95 tüberküloz olgusu ile 95 kültür-negatif kontrol dahil edilmiş. Çalışmada tükürük örneklerinin duyarlılığı %90.5, özgüllüğü %95.8; oral sürüntü örneklerinin ise duyarlılığı %71.6, özgüllüğü %98.9 bulunmuş. Tükürük örnekleri, oral sürüntülere göre anlamlı olarak daha yüksek duyarlılık göstermiş; özgüllük açısından ise anlamlı fark saptanmamış. Ayrıca katılımcıların %95’ten fazlası her iki örnekleme yöntemini de kabul edilebilir bulmuş.

Yazarlar, özellikle tükürük örneklerinin Dünya Sağlık Örgütü’nün düşük karmaşıklıktaki balgam dışı TB testi için önerdiği %80 ve üzeri duyarlılık hedefini aştığını ve balgam veremeyen ya da balgam elde edilmesi zor hastalarda umut verici bir alternatif olabileceğini vurgulamış.

Vargas DA, Fuertes-Bucheli JF, Sanchez-Hidalgo A, et al. Diagnostic accuracy of molecular testing on saliva and oral swabs for pulmonary tuberculosis. Clin Infect Dis. 2026: ciag055.

Makale İçin Tıklayınız

Kan Dolaşımı İnfeksiyonlarında Moleküler Hızlı Tanı Testlerinin Klinik Sonuçlara Etkisi

Bu meta-analizde, kan dolaşımı infeksiyonlarında moleküler hızlı tanı testlerinin (MRDT) konvansiyonel mikrobiyolojik yöntemlere göre klinik sonuçlara etkisi değerlendirilmiş. PubMed, Cochrane Library, Google Scholar, OVID ve Embase veritabanları 2006 ile 2004 tarihleri arasında taranmış; randomize, prospektif, retrospektif ve gözlemsel tasarımdaki çalışmalar dahil edilmiş. Toplam 51 çalışma ve 14 675 hastanın verileri analiz edilmiş. Hızlı moleküler tanı testleri ile geleneksel kültür tabanlı yöntemlerin klinik sonuçlara (mortalite, yatış süreleri, maliyet) etkileri incelenmiş.

Analiz sonucunda MRDT kullanımı, konvansiyonel yöntemlere kıyasla daha düşük mortalite ile ilişkili bulunmuş (OR: 0.66; %95 GA: 0.60–0.74). Bu etki Gram-pozitif etkenlerde, gram-negatif etkenlerde ve polimikrobiyal infeksiyonlarda da korunmuş. Ayrıca hastanede kalış süresi yaklaşık 3.79 gün, yoğun bakımda kalış süresi yaklaşık 2.05 gün daha kısa bulunmuş. Hastanede kalış sürelerinin kısalmasına bağlı olarak toplam tedavi maliyetlerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüş sağlandığı gösterilmiş. (MD, -5.48; p<0.001).

Bununla birlikte, hastanede kalış, yoğun bakım süresi ve maliyet sonuçlarında heterojenitenin yüksek olduğu; ayrıca seçilen çalışmaların önemli kısmında pratik kalite sorunları ve seçici raporlama yanlılığı olabileceği belirtilmiş. Yazarlar, özellikle antimikrobiyal yönetim programları ile birlikte kullanıldığında MRDT’nin kan dolaşımı infeksiyonlarında yararlı olabileceğini, ancak bu bulguların daha güçlü ve çok merkezli çalışmalarla doğrulanması gerektiğini vurgulamış.

Zhou B, Chen Z, Zhu H, Chen B, Fang J, Jin X. Impact of molecular rapid diagnostic testing on clinical outcomes in bloodstream infections: a meta-analysis. BMC Infect Dis. 24 Mart 2026.

Makale İçin Tıklayınız

Türkiye’deki İHKM Uzmanlık Eğitiminin Gerçekliği: Müfredat ve Sahadaki Uygulama Uyuşmazlıkları

Derneğimiz Asistan ve Genç Uzman Hekimler Komisyonu Çalışma grubu adına yapılan bu kesitsel anket çalışmasında, Türkiye’de infeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji (İHKM) uzmanlık eğitimi veren tüm kurumlarda çekirdek müfredatın uygulanma düzeyi, eğitim süreçleri, klinik altyapı ve çalışma koşulları değerlendirilmiş. Yüz yüze veya çevrimiçi uygulanan 52 soruluk anketle 87 eğitim kliniğinin tamamı temsil edilmiş; 100 asistan ve genç uzman hekimin verileri analiz edilmiş. Katılımcıların ortanca yaşı 30 imiş ve %71’i kadınmış. Kliniklerde öğretim üyesi sayısının ortancası altı, asistan hekim sayısının ortancası ise 11 olarak saptanmış.

Çalışmada eğitim kliniklerinin %40’ında öğretim üyesi/asistan oranının 1:3’ün altında olduğu, yalnızca %22’sinde nöbet için ayrı dinlenme odası bulunduğu gösterilmiş. Eğitim kliniklerinin yarısından fazlasında kliniğe ait mikrobiyoloji laboratuvarı olmadığı saptanmış (44/87; %50.5). Eğitim etkinlikleri arasında en yaygın olanı sunum (%98.9) iken, en az gerçekleştirilen etkinlik kurslarmış (%13.8). Seminer ve sunum saatlerinde öğretim üyelerinin anlatıcı olarak görev alma sıklığı, üniversite ve eğitim araştırma hastanelerinde, şehir hastanelerine kıyasla anlamlı derecede daha yüksek saptanmış (p=0.006). Çalışmada kliniklerin dörtte üçünde asistan hekimlerin poliklinik hizmetini eğitici gözetimi olmadan yürüttükleri tespit edilmiş. Uzmanlık eğitimi sürecinde, kliniklerin %98.9’unda (n=86) yatan hasta viziti uygulamalı eğitim yöntemi olarak öne çıkarken laboratuvar alanında uygulamalı eğitim %44.8 (n=39) oranıyla en az yaygınlıkta gerçekleştirilen eğitim yöntemi olarak dikkat çekmiş.

Yazarlar, Türkiye’de İHKM uzmanlık eğitimi veren klinikler arasında hem altyapı hem de müfredat uygulamaları açısından belirgin farklılıklar olduğunu, asistan iş yükü, eğitim kalitesi ve çalışma koşullarında iyileştirme gereksinimi bulunduğunu vurgulamış.

Öztürk E, Agüloğlu-Bali E, Karakök T, Törüyenler-Coşkunpınar M, Büyükkörük M. [Differences and curriculum compliance among infectious diseases and clinical microbiology training centers in Türkiye: A nationwide survey]. Klimik Derg. 2026; 39 (1): 11–8. Turkish.

Makale İçin Tıklayınız

Sağlık Hizmetiyle İlişkili İnfeksiyon Sürveyansında Üretken Yapay Zekâ Kullanımı

Üretken yapay zekanın (GenAI) tıp pratiğindeki doğrudan etkisi henüz sınırlı kalsa da büyük hacimli metinleri saniyeler içinde analiz edebilme yeteneği, epikrizlere ve karmaşık klinik notlara dayanan hastane infeksiyonları (HAI) sürveyansı için bu teknolojiyi ideal bir aday yapar. Bu derleme çalışmasında, GenAI’nin HAI sürveyansındaki potansiyeli ve klinik pratiğe geçiş koşulları ele alınmış.

Simüle vakalar ve retrospektif kayıtlar üzerinden yapılan değerlendirmelerde, GenAI’nin infeksiyon kriterlerini başarıyla ayıkladığı ve tanı kararlarında infeksiyon hastalıkları uzmanları ile EKK hemşirelerine benzer doğruluk oranlarına ulaştığı görülmüş. Sürveyansta GenAI kullanımının değerlendirme eşitsizliğini azaltacağı ve süreci daha verimli hale getireceği saptanmış.

Sonuç olarak araştırmacılar, GenAI araçlarının sürveyansı standardlaştırma potansiyeline sahip olduğunu ancak yaygın kullanım öncesi çok merkezli prospektif çalışmalarla güvenliğinin kanıtlanması gerektiğini vurgulamış.

Morgan DJ, Goodman KE, Branch-Elliman W, et al. Using generative artificial intelligence for healthcare-associated infection surveillance. Clin Infect Dis. 2026; 82. (3): 473-9.

Makale İçin Tıklayınız

Tek Hücre Düzeyinde Hepatit B Dizilemesi: Aynı Hücrede Birden Fazla Varyant ve Süperinfeksiyon Kanıtları

Bu çalışmada, kronik hepatit B’de hepatositler arasındaki ve tek tek hepatositlerin içindeki HBV çeşitliliği incelenerek viral replikasyon dinamikleri ile kovalent kapalı sirküler DNA’nın (cccDNA) çeşitliliği daha ayrıntılı biçimde anlaşılmaya çalışılmış.

Araştırmacılar, HIV/HBV koinfeksiyonu olan kişilere ait dört karaciğer biyopsisinde izole edilen 200’den fazla hepatositten RNA elde ederek tek hücre düzeyinde HBV dizilemesi yapmış. Bulgularda, dört biyopsinin ikisinde hepatositler arasında anlamlı HBV çeşitliliği saptanmış. Özellikle bir örnekte 86 tek hücreden elde edilen diziler iki ayrı genotip D haplotipine ayrılmış; hücrelerin bir kısmında yalnızca bir haplotip, bir kısmında ise iki haplotip bir arada bulunmuş. Ayrıca bazı tek hepatositlerde aynı anda üç farklı HBV dizisi saptanmış, hatta bazı hücrelerde genotip A ve D birlikte gösterilmiş. Uzun süre lamivudin monoterapisi alan bir başka olguda ise ilaca direnç mutasyonlarının hepatositler arasında dağıldığı ve aynı hücre içinde hem vahşi tip hem dirençli dizilerin birlikte bulunabildiği gösterilmiş. Mekansal modelleme, infekte hepatositlerde yakın komşuluk üzerinden lokal yayılım lehine kanıt ortaya koymamış.

Yazarlar bu bulguların, tek bir hepatositin birden fazla ve transkripsiyonel olarak aktif HBV cccDNA molekülü taşıyabildiğini, bunun da birbirinden farklı infeksiyon olaylarıyla, yani süperinfeksiyonla uyumlu olabileceğini düşündürdüğünü belirtmiş.

Mani M, Clipman SJ, Bailey JR, et al. Single-cell hepatitis B sequencing reveals distinct viral infection events consistent with superinfection. J Infect Dis. 2026: jiag181.

Makale İçin Tıklayınız

HIV ile Yaşayan Bireylerde Sifilis Tedavisi Sonrası Uzun Dönem Serolojik Sonuçlar

Bu prospektif kohort çalışmasında, ilk kez sifilis tanısı alan HIV ile yaşayan kişilerde serolojik yanıt oranını, serofast durumunu (titrelerin düşük pozitif kalmaya devam etmesi), seroreversiyonu (tamamen negatifleşme) ve bu süreçleri etkileyen faktörler uzun dönemli olarak değerlendirilmiş.

İspanya’daki tek merkezli bir HIV kohortunda 2016–2024 yılları arasında izlenen 184 olgu incelenmiş. Birincil sonlanım noktası, tedavi başlandıktan sonraki ilk 12 ay içinde herhangi bir kontrolde, RPR titresinde dört kat düşüş veya seroreversiyon ile tanımlanan serolojik tedavi yanıtı, reinfeksiyon oranı (RPR titresinde dört kat artış), serofast durumun devamı (önceden yanıt gelişmiş olmasına rağmen 12. ayda RPR’nin pozitif kalması) ve seroreversiyon (izlem sırasında RPR’nin negatifleşmesi) belirlenmiş. İkincil sonlanım noktası ise CDC önerileri doğrultusunda, 24 aylık izlem sonunda kümülatif serolojik yanıt olarak belirlenmiş.

Tedavi sonrası medyan serolojik yanıt süresi 6.53 ay bulunmuş. On ikinci ayda olguların %84’ünde serolojik yanıt elde edilirken, 24. ay sonunda bu oran %89’a ulaşmış. Daha hızlı yanıtla ilişkili bağımsız değişkenler sekonder sifilis evresi ve daha yüksek nadir CD4+ hücre sayısı olmuş. Buna karşılık düşük başlangıç RPR titresinin 12. ayda yanıtsızlıkla ilişkili olduğu gösterilmiş. Serolojik yanıt gelişen hastaların %51’inde 12. ayda serofast durum saptanmış, ancak bunların yaklaşık yarısında daha sonraki izlemde seroreversiyon gelişmiş. On ikinci ayda yanıtsız kalan az sayıdaki asemptomatik olguda nörosifilis saptanabilmiş olsa da önemli bir kısmın daha uzun izlemde geç yanıt verdiği veya reinfeksiyon geçirdiği görülmüş. Yazarlar, HIV ile yaşayan kişilerde sifilis sonrası serolojik seyrin sifilis evresi, başlangıç non-treponemal test titresi ve immün durumun etkileşimiyle belirlendiğini; bu nedenle serofast durumun tek başına tedavi başarısızlığı veya nörosifilis lehine yorumlanmaması gerektiğini vurgulamış.

Casado JL, Vizcarra P, Izuzquiza I, et al. Long-Term Serologic Outcomes Following Treatment of Syphilis in People With HIV: A Prospective Cohort Study. Clin Infect Dis. 2026: ciag193.

Makale İçin Tıklayınız

Meşrutiyet Mah. Rumeli Cad.
İpek Apt. No. 70 D. 7
(Rumeli Eczanesi üstü),
34363 Şişli, İstanbul
Tel. ve Faks: (0212) 219 54 82
E-posta: klimik@klimik.org.tr