Klimik Bülteni - Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Yayın Organıdır
<
3
Mart
2026
>

ESKİ SAYILAR

BÜLTEN ÜYELİĞİ

Eşitlik İçinde Yaşadığımız Bir Dünya Özlemiyle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun!

Şiddet, tecavüz, cinayet, toplumsal baskı, cinsiyetçi bakış, taciz, sömürü, iş yerinde ayrımcılık, ücrette eşitsizlik…

Cinsiyet eşitliği sadece kadınları ilgilendiren bir sorun değildir; toplumun gelişmişliğinin ve yaşam kalitesinin göstergesidir.

Evde, sokakta, atölyede, fabrikada, kampüste, ofiste, tarlada gerçek demokrasi ve eşitlik içinde yaşadığımız bir dünya özlemiyle 8 Mart
Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun!

KLİMİK Derneği Yönetim Kurulu

Hastanede Yatan Toplum Kökenli Pyelonefritli Hastalarda ESBL Üreten Patojenlerin Risk Faktörlerinin ve Ampirik Tedavinin Uygunluğunun Prospektif Değerlendirilmesi

Geniş spektrumlu beta-laktamaz (ESBL) üreten patojenlerin sıklığının artması, pyelonefrit tedavisinde önemli bir zorluk olarak ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde bir eğitim ve araştırma hastanesinde Ekim 2022 ve Şubat 2024 tarihleri arasında yapılan bu prospektif çalışmada hastanede yatan pyelonefritli hastalarda ESBL üreten ajanların sıklığının, ilişkili risk faktörlerinin ve ampirik antimikrobiyal tedavinin uygunluğunun değerlendirilmesi amaçlanmış.

Toplam 204 hastanın 180’inde etken olarak Escherichia coli (n=142) ve Klebsiella spp. (n=43) izole edilmiş. ESBL pozitifliği 95 hastada (%52.7) saptanmış. Çok değişkenli analizlerde erkek cinsiyet (p=0.038) ve bir aydan daha uzun süre önce hastaneye yatış öyküsü (p=0.016) ESBL pozitifliği için bağımsız risk faktörleri olarak belirlenmiş. ESBL üretimi uzamış hastanede kalış ile ilişkili bulunmazken, bakteriyemi varlığı yatış süresini anlamlı şekilde artırmış (p<0.001). ESBL pozitif grupta antimikrobiyal duyarlılık oranlarının belirgin şekilde daha düşük olduğu ve ampirik tedavi uygunluğunun anlamlı derecede azaldığı gösterilmiş. Piperasilin–tazobaktam, yüksek direnç oranları ve gereksiz geniş spektrum kullanımı nedeniyle en sık uygunsuz ampirik ajan olarak saptanmış.

Sonuç olarak, hastaneye yatırılan piyelonefrit olgularında ESBL oranlarının %50’nin üzerine çıkması, ampirik tedavi öncesinde ESBL risk faktörlerinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini göstermiş.

Gelişigüzel G, Altun Demircan Ş, Aysin M, et al. Prospective evaluation of ESBL risk factors and appropriateness of empirical therapy in hospitalized patients with community-onset pyelonephritis. Antibiotics (Basel). 2026; 15 (2): 229.

Makale İçin Tıklayınız

Gerçek Yaşam Koşullarında HIV ile Yaşayan Bireylerde Anal Kanser ve Prekanseröz Lezyon Taramasının Zorlukları ve Sınırlamaları

HIV ile yaşayan bireylerde (PWH) anal karsinom (AK) insidansı artmakta, kılavuzlardaki anal sitoloji tarama önerileri, prekanseröz lezyonların erken tedavisini kolaylaştırmaktadır. Bu çalışmada Almanya’da bir universite hastanesinde, 2017-2023 yılları arasında PWH’de rutin anal sitoloji taramasının uygulanabilirliği, sitolojik bulguların sıklığı ve takip uyumu değerlendirilmiş.

Toplam 434 kişide 936 anal sitoloji örneği incelenmiş; bu sayı klinikteki toplam 1383 kişi-yıl takibin %25’ini temsil etmiş. Katılımcıların medyan yaşı 55 olup 310 (%71)’u erkeklerle seks yapan erkekler (MSM) imiş. Medyan CD4 değeri 242/µl saptanmış, hastaların %97’sinde viral yük baskılanmış, %47’si aktif sigara içicisiymiş. Toplam 936 örneğin 882 (%94)’si değerlendirilebilir bulunmuş; bunların 201 (%21)’inde sitolojik anormallik saptanmış. Anormalliklerin dağılımı şu şekildeymiş: 60 (%30) olguda ASC-US (atypical squamous cells of undetermined significance – anlamı belirsiz atipik skuamöz hücreler), 77 (%38) olguda LSIL (low-grade squamous intraepithelial lesion – düşük dereceli skuamöz intraepitelyal lezyon), 12 (%6) olguda ASC-H (atypical squamous cells – cannot exclude HSIL – yüksek dereceli lezyon dışlanamayan atipik hücreler) ve 52 (%26) olguda HSIL (high-grade squamous intraepithelial lesion – yüksek dereceli skuamöz intraepitelyal lezyon) saptanmış. ASC-H ve HSIL saptanan 64 olguda önerilen yüksek çözünürlüklü anoskopi (HRA, high-resolution anoscopy) yalnızca 7 (%11) hastada uygulanmış ve bir olguda AIN2 (anal intraepithelial neoplasia grade 2 – anal intraepitelyal neoplazi derece 2) tanısı konmuş. Proktoskopi yapılan 46 (%72) hastada bir anal karsinom (AC, anal carcinoma) ve üçer AIN2/AIN3 (anal intraepithelial neoplasia grade 2/3) olgusu saptanmış. Hastaların 11 (%17)’i önerilen takibi reddetmiş.

Sonuç olarak, şüpheli sitoloji saptanan 64 olgunun 8 (%12.5)’inde histopatolojik doğrulama elde edilmiş. Çalışma süresince tarama yapılmamış bireylerde dört anal karsinom tanısı konmuş.  Sonuçlar, rutin anal sitoloji taramasının yüksek dereceli prekürsör lezyonlar ve asemptomatik anal kanser olgularını saptayabildiğini; ancak düşük katılım oranı, sitolojinin sınırlı özgüllüğü, takip önerilerine uyumsuzluk ve HRA erişimindeki kısıtlılıkların programın etkinliğini azalttığı vurgulanmış. HIV bakım sağlayıcıları ile ilgili disiplinler arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesinin, tarama verimliliğini artırmada kritik olduğu belirtilmiş.

Menzel V, Gruener E, Neuf J, et al. Challenges and limitations of anal cancer and precancer screening among people with HIV in a real-world setting. Infection. 26 Şubat 2026.

Makale İçin Tıklayınız

Maternal İnfluenza Aşılaması Erken Bebeklik Döneminde RSV ve Buna Bağlı Solunum Yolu Kaynaklı Hastaneye Yatış Riskini Azaltır: Epidemiyolojik Çalışma

Bu nüfus temelli kohort çalışmasında, Batı Avustralya’da doğan ve <6 ay bebeklerde maternal inaktif influenza aşısının (IIV, inactivated influenza vaccine) RSV ile doğrulanmış hastaneye yatışlar üzerindeki etkisi değerlendirilmiş.

Nisan 2012–Aralık 2020 tarihleri arasında doğan 288 059 bebek çalışmaya dahil edilmiş ve 31 Aralık 2021’e kadar izlenmiş. Veriler; doğum, ölüm, perinatal kayıtlar, hastane başvuruları, gebelikte aşı kayıtları ve laboratuvar doğrulamalı solunum patojeni sonuçlarının bağlantılı analizine dayanmış. Analizlerde ters olasılık ağırlıklandırmalı Cox regresyon modeli kullanılmış. Maruziyet maternal IIV uygulaması, birincil sonlanım ise bebeklerde doğrulanmış RSV nedeniyle hastaneye yatışmış. Analizler sosyodemografik ve perinatal faktörler için düzeltilmiş ve aşının uygulandığı trimesterlere göre tabakalandırılmış. Toplam 87 277 (%30.3) anne gebelikte IIV almış. Altı aydan küçük bebeklerde 2707 doğrulanmış RSV’ye bağlı hastaneye yatış saptanmış olup, bunların %69.7’si aşılanmamış annelerin bebeklerinde gerçekleşmiş. Maternal IIV maruziyeti genel olarak RSV hastaneye yatış riskinde istatistiksel olarak anlamlı olmayan %10’luk azalma ile ilişkilendirilmiş (aHR: 0.90; %95 GA: 0.80–1.01). Ancak trimester analizinde, aşının birinci trimesterde uygulanması durumunda riskte %35 azalma (aHR: 0.65; %95 GA: 0.50–0.85), ikinci trimesterde uygulanması durumunda ise %25 azalma (aHR: 0.75; %95 GA: 0.62–0.90) saptanmış. İkincil sonlanımlar olan ICD kodlu pnömoni, bronşiyolit ve tüm nedenlere bağlı akut solunum yolu infeksiyonu hastaneye yatışları için de benzer sonuçlar gözlenmiş.

Sonuç olarak, maternal inaktif influenza aşısının RSV’ye karşı özgül olmayan (non-spesifik) koruyucu etkiler gösterebileceği ve özellikle erken trimester uygulamasının daha belirgin yarar sağlayabileceği bildirilmiş. Bulgular, maternal aşılama programlarının halk sağlığı değerlendirmelerinde bu potansiyel ek etkilerin de dikkate alınması gerektiğini göstermiş.

Holland C, Le H, Levy A, et al. Maternal influenza vaccine reduces the risk of RSV and related respiratory hospitalisations in early infancy: an epidemiological study. Clin Infect Dis. 2026: ciag131.

Makale İçin Tıklayınız

İntravenöz Antimikrobiyal Tedavilerin Çevreye Etkisi: Ayaktan Parenteral Antibiyotik Tedavisi ve Yatarak Tedavi Uygulamalarının Karşılaştırılması

Bu çalışmada, iklim krizi ve antimikrobiyal direnç gibi iki önemli küresel sorunun kesişiminde, APAT çevresel etkisi değerlendirilmiş. Amaç, erişkin hastalarda APAT uygulanabilir olduğu durumlarda üç farklı APAT modeli (hastanın kendi kendine uygulaması, hemşire destekli evde uygulama ve poliklinik temelli uygulama) ile geleneksel hastane içi IV antibiyotik tedavisinin karbon ayak izi, su tüketimi ve atık üretimi açısından karşılaştırılmasıymış.

Analizde, hastane ortamında IV antibiyotik uygulanmasının APAT modellerine kıyasla belirgin ölçüde daha yüksek çevresel etkiye sahip olduğu gösterilmiş. Özellikle hastanın kendi kendine uyguladığı APAT modelinde, geleneksel yatarak tedaviye kıyasla CO₂ emisyonlarında %85, su kullanımında %78 ve oluşan atık miktarında %91 oranında azalma saptanmış. Hemşire tarafından evde veya ayaktan birimlerde uygulanan APAT modelleri de hastane içi tedaviye kıyasla daha düşük CO₂ emisyonu, su tüketimi ve atık üretimi ile ilişkilendirilmiş.

Sonuç olarak, APAT uygulamasının yalnızca klinik açıdan değil, çevresel sürdürülebilirlik açısından da anlamlı avantajlar sağladığı gösterilmiş. Çevresel kazanım tüm APAT modellerinde görülmekle birlikte, en belirgin etki hastanın kendi kendine uyguladığı APAT modelinde saptanmış. Ayrıca hastane dışı tedavi, yatışa bağlı sağlık risklerini azaltma potansiyeli de taşımaktaymış. Bu bulgular, antimikrobiyal yönetim programlarında çevresel sürdürülebilirliğin de dikkate alınması gerektiğini ortaya koymuş.

Cole A, Aspin J, Laird S, Acri F, Galley S, Collins M. The environmental impact of intravenous antimicrobial therapies: a comparison of OPAT and inpatient administration care pathways. JAC Antimicrob Resist. 2025; 7 (2): dlaf030.

Makale İçin Tıklayınız

Türkiye’de OXA-48 veya KPC Üreten Enterobacterales İnfeksiyonlarının Tedavisinde Seftazidim-Avibaktamın Diğer Uygun Antimikrobiyal Tedavilerle Karşılaştırılması: Çok Merkezli Retrospektif Eşleştirilmiş Kohort Çalışması

Bu çok merkezli, retrospektif, 1:1 eşleştirilmiş kohort çalışmasında, OXA-48 veya KPC üreten Enterobacterales infeksiyonlarında seftazidim-avibaktam (CZA) ile diğer uygun antimikrobiyal tedavilerin (OAAT) klinik sonuçlarını karşılaştırmak amaçlanmış. Çalışmaya, belgelenmiş infeksiyon nedeniyle en az 48 saat CZA veya OAAT alan hastalar dahil edilmiş. Eşleştirme; infeksiyon başlangıcından tedaviye kadar geçen süre (±1 gün), INCREMENT-CPE skoru (±1 gün), infeksiyon kaynağı, infeksiyon yılı ve etken mikroorganizma türüne göre yapılmış.

Beş Türk üniversite hastanesinden toplam 180 hasta (90 CZA, 90 OAAT) çalışmaya alınmış. Tedavi başlangıcında hastaların %63.9’u yoğun bakım ünitesinde, %35.6’sı septik şokta ve %41.1’i mekanik ventilasyon desteği altındaymış. Otuz günlük mortalite CZA grubunda %35.6 (32/90), OAAT grubunda %56.7 (51/90) olarak saptanmış (p=0.004); 21 günlük klinik yanıt oranı ise sırasıyla %50 (45/90) ve %26.7 (24/90) bulunmuş (p=0.002). Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde CZA tedavisi, mortalite olasılığında anlamlı azalma (aOR: 0.37; %95 GA: 0.19–0.71; p=0.003) ve 21 günlük klinik yanıt olasılığında artış (aOR: 3.32; %95 GA: 1.68–6.53; p<0.001) ile ilişkili bulunmuş.

Sonuç olarak, OXA-48 veya KPC üreten Enterobacterales infeksiyonlarının tedavisinde CZA kullanımı daha olumlu klinik sonuçlarla ilişkilendirilmiş. Bulguların doğrulanması için randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç olduğu belirtilmiş.

Aslan AT, Tanriverdi ES, Kaya SY, et al. Comparison of ceftazidime-avibactam with other appropriate antimicrobial therapy for the treatment of OXA-48- or KPC-producing Enterobacterales infections in Türkiye: A multi-centre retrospective matched-cohort study. Int J Antimicrob Agents. 2026; 67 (1): 107650.

Makale İçin Tıklayınız

ESMID’den Haberler

ESCMID Çalışma Grubu seçimleri başladı! Seçimlerde ülkemizden de adaylar bulunuyor.

Oy Kullanmak İçin Tıklayınız

Meşrutiyet Mah. Rumeli Cad.
İpek Apt. No. 70 D. 7
(Rumeli Eczanesi üstü),
34363 Şişli, İstanbul
Tel. ve Faks: (0212) 219 54 82
E-posta: klimik@klimik.org.tr