Klimik Bülteni - Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Yayın Organıdır
<
2
Haziran
2026
>

ESKİ SAYILAR

BÜLTEN ÜYELİĞİ

ESCMID GLOBAL 2026’dan Akılda Kalanlar (218. Web Konferans, 2 Haziran 2026)

2 Haziran 2026 Salı günü 20.00-21.30 saatleri arasında “ESCMID GLOBAL 2026’dan Akılda Kalanlar” Web konferansı yapılacaktır.

PROGRAM

Yöneten: Prof. Dr. Serap ŞİMŞEK YAVUZ
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi

Konuşmacılar:

Uzm. Dr. Melike TÖRÜYENLER-COŞKUNPINAR
Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Uzm. Dr. Cemre BOŞNAK
Hacettepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi

Asist. Dr. Eren ÖZTÜRK
Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi

IDCM Dergisinin Mayıs 2026 Sayısı Yayında!

IDCM dergimizin Mayıs 2026 sayısı yayımlandı. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz.

Dergi İçin Tıklayınız

KLİMİK Video: Kurban Bayramı’nda Sağlık — Profilaksi Önlemleri ve Et Tüketiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Kurban Bayramı’nda kesim esnasında oluşabilecek yaralanmalar ve etin doğru muhafazası büyük önem taşıyor. Hem zoonotik hastalıkların önlenmesi hem de yaralanma sonrası doğru tıbbi yaklaşımların uygulanması amacıyla hazırlanan bu sunumda kesici alet yaralanmalarında kemoprofilaksi ve tetanoz profilaksisi ile kurban etinin işlenmesi ve tüketiminde dikkat edilmesi gereken kritik noktaları Ondokuz Mayıs Üniversitesi, İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’ndan Sayın Doç. Dr. Heval Can Bilek aktarıyor.

Video İçin Tıklayınız

Bir Damlacığın İzinde: Kızamık

Onlarca yıl önce “geçmişin hastalığı” ilan edilen kızamık, bugün yeniden manşetlerde. Avrupa’da, Amerika’da ve ülkemizde vaka sayıları artıyor; eradikasyon hedefleri geri çekiliyor; hekimler, bir kuşak boyunca yalnızca kitaplarda gördükleri tabloyu yeniden polikliniklerde tanımaya çalışıyor. Peki neden geri döndü? Aslında hiç gitmemiş miydi? Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. İrem Akdemir ile bu sorulara yanıt arıyoruz.

Dinlemek İçin Tıklayınız

Türkiye’de Kandidemi Epidemiyolojisi ve Kılavuz Uyumunun 30 Günlük Mortaliteye Etkisi: Çok Merkezli Ulusal Kohort Çalışması

Son yıllarda, albicans dışı Candida (NAC) türlerinin oranındaki artış ve Candida auris‘in ortaya çıkışı da dahil olmak üzere, kandidemi epidemiyolojisinde değişen paternler bildirilmektedir. Bu çalışmada Türkiye’deki güncel kandidemi epidemiyolojisinin karakterize edilmesi ve kılavuz uyumu ile 30 günlük mortalite arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmış.

Ulusal, retrospektif, çok merkezli kohort çalışmasına Ocak 2022 ile Aralık 2023 tarihleri arasında 20 hastanede tanı konulan, kan kültürüyle kanıtlanmış kandidemisi olan erişkin hastalar dahil edilmiş. Tür tanımlaması standard hale getirilmiş ve MALDI-TOF MS kullanılarak doğrulanmış. Toplam 398 kandidemi atağı analiz edilmiş.

Tek başına en sık görülen tür Candida albicans (%34.7) olmaya devam etmesine rağmen, genel olarak NAC türleri baskınlık göstermiş (%65.3); bu durumun temel olarak Candida parapsilosis (%26.6) kaynaklı olduğu görülmüş. Öte yandan C. auris vakaların %6.5’ini oluşturmuş ve birden fazla merkezde tespit edilmiş. Kaba mortalite %68.3, 30 günlük mortalite ise %56.3 olarak bulunmuş. Santral venöz kateterlerin (SVK) çıkarılmaması, daha yüksek 30 günlük mortalite ile bağımsız olarak ilişkili saptanmış. Kaplan-Meier analizi, genel kandidemi kohortunda (log-rank p = 0.02) ve SVK ilişkili kandidemi kohortundaki hastalar arasında (log-rank p = 0.008) EQUAL Candida skoru kategorileri genelinde 30 günlük sağkalımda anlamlı farklılıklar olduğunu göstermiş. Toplu olarak değerlendirildiğinde bulgular; Türkiye’deki kandidemi tablosuna dair güncel ve ulusal bir genel bakış sunmakta, NAC türlerinin baskınlığını, C. auris‘in çok merkezli tespitini ve erken kaynak kontrolünün klinik önemini vurgulamaktaymış.

Karakoç ZÇ, Uygun M, Gülcan A, et al. Candidemia in Turkey demonstrates nationwide predominance of non-albicans Candida and Candida auris detection. Sci Rep. 30 Mayıs 2026.

Makale İçin Tıklayınız

Komplike Üriner Sistem İnfeksiyonlarında Karbapenem Sonrası De-Eskalasyon Tedavisi Olarak Oral Fosfomisin: Randomize Kontrollü Bir Çalışma

Üçüncü kuşak sefalosporinlere dirençli Enterobacterales (3GCRE) suşlarının neden olduğu komplike üriner sistem infeksiyonlarında karbapenem kullanımını azaltıcı tedavi stratejileri büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada 3GCRE kaynaklı komplike üriner sistem infeksiyonlarında de-eskalasyon tedavisi olarak oral fosfomisin trometamol tedavisinin karbapenem tedavisine devam edilmesine kıyasla daha düşük etkinlikte olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmış.

Bu açık etiketli, randomize, eş değerlik çalışmasına üç gün boyunca intravenöz karbapenem alan 3GCRE komplike üriner sistem infeksiyonu olan erişkin hastalar dahil edilmiş ve tedaviyi yedi güne tamamlamak üzere hastalar oral fosfomisin trometamol veya devam eden karbapenem gruplarına atanmış. Birincil sonlanım noktası 7. gün klinik kür olarak belirlenmiş; ikincil sonlanım noktaları ise 28. gün klinik ve mikrobiyolojik kür, hastaneye yeniden yatış ve hastanede kalış süresini içermiş.

Çalışmaya, her grupta 62 kişi olmak üzere, toplam 124 katılımcı dahil edilmiş. Hastaların yaş ortalaması 73 olup, %62.1’i kadınmış ve izolatların %91’ini Escherichia coli oluşturmuş. Yedinci gündeki klinik kür her iki grupta da %98.4 oranında gerçekleşmiş [risk farkı: 0.0; %95 güven aralığı (GA): −0.04-0.04). Yirmi sekizinci gündeki klinik kür oranları da iki grupta benzer (%91.9) bulunmuş. Mikrobiyolojik kür oranları, yedinci günde fosfomisin grubunda %100 ve karbapenem grubunda %98.1 iken; 28. günde sırasıyla %90.3 ve %85.5 olarak saptanmış. Hastanede kalış süresinin fosfomisin grubunda belirgin olarak daha kısa olduğu (12.0 güne karşılık 7.9 gün) görülmüş.

Sonuç olarak, 3GCRE’nin neden olduğu komplike üriner sistem infeksiyonlarında de-eskalasyon tedavisi olarak oral fosfomisin trometamolün, karbapenem tedavisine devam edilmesine eş değer etkinlik gösterdiği saptanmış. Ayrıca bu de-eskalasyon tedavisinin hastanede kalış süresini dört günden fazla kısalttığı ve karbapenem koruyucu tedavi stratejilerini güvenle desteklediği vurgulanmış.

Angkanavisan K, Sakboonyarat B, Ungthammakhun C. Oral fosfomycin after carbapenems as de-escalating therapy in complicated urinary tract infections: a randomized controlled trial. Int J Infect Dis. 2026: 108826.

Makale İçin Tıklayınız

Gram-Negatif Bakteriyemilerde Kontrol Kan Kültürü Alınmalı mı? Duke Üniversitesi Verileri Ne Diyor?

Gram-negatif kan dolaşımı infeksiyonu (GN-KDİ) tanısı alan hastalarda kontrol kan kültürü alma pratiği halen tartışmalıdır. Bu çalışmanın iki temel amacı, kontrol kültürü alınan hastalarda mortalitenin azaldığı, persistan GN-KDİ saptananlarda ise mortalitenin arttığı yönündeki daha önceki bulguları doğrulamak ve kontrol kültürlerinin klinik yönetim ve sağkalım üzerindeki olası etki mekanizmalarını belirlemek olarak belirtilmiş.

Çalışmaya 2015-2021 yılları arasında Duke Üniversitesi’nde takip edilen GN-KDİ tanılı erişkin hastalar dahil edilmiş. Kontrol kültürlerinin klinik yönetim üzerindeki potansiyel etkisini değerlendirmek amacıyla kontrol kültürü alınmayanlar, kontrol kültürü negatif olanlar ve kontrol kültürü pozitif (persistan GN-KDİ) olanlar şeklinde eşleştirilmiş kohortlar oluşturulmuş. Her bir eşleştirilmiş kohortta infeksiyonla ilişkili konsültasyonlar, görüntüleme tetkikleri ve uygulanan girişimsel işlemler belirlenmiş. Çalışmaya dahil edilen 1291 hastanın %78’inden (1012 hasta) kontrol kan kültürü alınmış ve bu kültürlerin %20’sinde (199 hasta) pozitiflik saptanmış. Ölümsüz zaman sapması düzeltildikten sonra, kontrol kan kültürü alınmasının infeksiyona bağlı mortalitede belirgin bir azalma ile ilişkili olduğu görülmüş [“Hazard ratio” (HR): 0.39; %95 GA: 0.32–0.49; p<0.0001). Buna karşın, persistan GN-KDİ varlığı artmış infeksiyona bağlı mortalite ile ilişkili bulunmuş (HR: 1.77; %95 GA: 1.24–2.52; p=0.002). Kontrol kültürü alınması, sonraki süreçte İnfeksiyon Hastalıkları konsültasyonu istenme oranını anlamlı düzeyde artırmış [kontrol kültürü alınmayanlar: 2/41 (%5); kontrol kültürü alınanlar: 21/82 (%26); p<0.0001). Bu durumun temel olarak persistan GN-KDİ saptanan hastalardan kaynaklandığı görülmüş [kontrol kültürü negatif: 6/41 (%15); kontrol kültürü pozitif: 15/41 (%37); p=0.04]. Ayrıca, persistan GN-KDİ olan hastalarda kaynak kontrolüne yönelik girişimsel işlem oranlarının daha yüksek olduğu saptanmış [kontrol kültürü pozitif: 12/41 (%29); diğer tüm hastalar: 11/82 (%13); p=0.05).

Sonuç olarak kontrol kan kültürü alınması mortalitede azalma ile ilişkili bulunmuş. Sağkalım üzerindeki bu olumlu etki, kontrol kültürü alımını takiben İnfeksiyon Hastalıkları konsültasyonlarının artmasından ve kültür pozitifliği durumunda hızlıca kaynak kontrolü işlemlerine başvurulmasından kaynaklanıyor olabilirmiş.

Thaden JT, Ruffin F, Park LP, et al. The impact of follow-up blood cultures on mortality and management in patients with gram-negative bloodstream infections: a validation cohort study. BMC Infect Dis. 28 Mayıs 2026.

Makale İçin Tıklayınız

İnvazif Fusaryozis Tedavisinde Yüksek Antıfungal MIC Değerlerine Rağmen Başarı Mümkün mü?

İnvazif fusaryozis (İF), immünkompromize hastalarda görülen, antifungal ilaçlara karşı sıklıkla yüksek minimum inhibitör konsantrasyonları (MIC) sergileyen ve bu nedenle optimal tedavi yaklaşımı henüz bilinmeyen, nadir fakat agresif bir infeksiyondur. Bu çalışmada, Ocak 2015 ile Nisan 2024 tarihleri arasında saptanan tüm İF olguları tanımlanmış; hastaların klinik prezentasyonları, tedavileri ve 12 haftalık klinik sonuçları içeren karakteristiklerinin yanı sıra etkenlerin tür tayini ve duyarlılık testi sonuçları toplanmış.

Toplam 21 hastaya kanıtlanmış (n = 14) veya olası (n = 7) İF tanısı konulmuş. Hastaların yaş ortalaması 60 olup, %71’i erkekmiş. Konakçıların %71’inde hematolojik hastalık mevcut olup, bunların %80’ini akut lösemi oluşturmuş. İnvazif fusaryozis tanısı sırasında hastaların %73’ü nötropenikmiş ve %40’ına allojenik kök hücre nakli uygulanmış. İnfeksiyonlar %57 oranında lokalize, %43 oranında ise disemine seyretmiş. En sık tutulum gösteren bölge deri (%67) olmuş, bunu akciğer (%42) ve sinüs (%21) tutulumları izlemiş. En sık saptanan tür %38 oranıyla Fusarium solani kompleksi olmuş. İzolatların %81’ine duyarlılık testi uygulanmış. Küf aktif triazoller için MIC değerleri izolatların %94’ünde ≥4 µg/mL, terbinafin için ise %65’inde ≥1 µg/mL olarak bulunmuş. En sık başvurulan kesin tedavi rejimleri triazol ile terbinafin kombinasyonu (%62) ve triazol monoterapisiymiş (%19). Hastaların %52’sine cerrahi debridman uygulanmış. Hastaların %76’sı 12 haftalık sağkalım göstermiş. On ikinci haftada hastaların %57’sinde tam yanıt, %29’unda kısmi yanıt elde edilmiş, %14’ünde ise tedaviye yanıt alınamamış.
Sonuç olarak invazif fusaryozis hastalarında mortalitenin yüksek olduğu belirtilmiş. İn vitro yüksek MIC değerlerine rağmen, terbinafin ilavesiyle veya tek başına uygulanan triazol grubu antifungal tedavilere klinik yanıt alındığı gözlenmiş.

Kovac V, Hammond SP, Issa NC, et al. Invasive fusariosis: a retrospective case series evaluating in vitro minimum inhibitory concentrations and clinical response. Open Forum Infect Dis. 2026; 13 (5): ofag248.

Makale İçin Tıklayınız

Enjeksiyon Yoluyla Uyuşturucu Kullanan Bireylerde Ağır İnfluenza Riski: Ontario Tabanlı Bir Çalışma

Enjeksiyon yoluyla uyuşturucu kullanan bireyler, eşlik eden hastalıklar ve sağlığı belirleyen sosyal etmenler nedeniyle influenza açısından risk altında olabilirler. Bu çalışmada enjeksiyon yoluyla uyuşturucu kullanım öyküsünün ağır influenza için bir risk faktörü olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmış.

Institute for Clinical Evaluative Sciences (ICES) veritabanı kullanılarak bir vaka-kontrol çalışması yürütülmüş. Kanada, Ontario’daki yetişkinler 1 Temmuz 2022 ile 31 Mart 2025 tarihleri arasında takip edilmiş. Vakalar ağır influenza nedeniyle hastaneye yatırılan yetişkinlerden oluşmuş. Kontrol grubu ise influenza nedeniyle hastaneye yatırılmayan yetişkinlermiş. Her bir vaka, yaş ve cinsiyete göre 10 kontrol vakası ile eşleştirilmiş. Enjeksiyon yoluyla uyuşturucu kullanım maruziyeti; hastaneye yatış veya acil servis ziyareti tanıları, hekim reçete kodları ve opioid agonist tedavisini kullanan doğrulanmış bir algoritma temelinde belirlenmiş. Sosyodemografik özellikler, komorbiditeler, aşılama durumu ve sağlık hizmeti kullanımı dahil olmak üzere bilinen diğer risk faktörlerine göre düzeltme yapmak amacıyla çok değişkenli koşullu lojistik regresyon modeli kullanılmış.

Çalışmaya 9514 vaka ve eşleştirilmiş 95 140 kontrol dahil edilmiş. Hem vakalar hem de kontroller için medyan (çeyrekler arası) yaş 74 (61-84) yıl olup, %53’ü kadınmış. Vakaların 559 (%5.9)’unda ve kontrollerin 1.288 (%1.4)’inde enjeksiyon yoluyla uyuşturucu kullanım öyküsü mevcutmuş. Çok değişkenli koşullu lojistik regresyon modelinde, enjeksiyon yoluyla uyuşturucu kullanım öyküsü olan kişilerin influenza nedeniyle hastaneye yatırılma olasılığı, düzeltilmiş tahmini rölatif risk oranı (adjusted odds ratio) ile 2.59 (%95 GA: 2.29-2.92, p<0.0001) olarak bulunmuş.
Enjeksiyon yoluyla uyuşturucu kullanan kişilerde ağır influenza riskinin önemli ölçüde arttığı saptanmış. Aşılama kampanyaları içeren halk sağlığı çalışmalarının bu popülasyona yönelik olarak hedeflenmesi gerektiği vurgulanmış.

Smith CS, Mohmand Z, Hrycyshyn A, et al. Risk of severe influenza in people with a history of injection drug use in Ontario: A population-based nested case control study. J Infect. 2026; 93 (1): 106764.

Makale İçin Tıklayınız

Gram-Negatif ve Gram-Pozitif Patojenlerın Omadasikline Direnci: Sistematık Bir Derleme

Omadasiklin, akut bakteriyel cilt ve yumuşak doku infeksiyonları (ABSSSI) ile toplumdan edinilmiş bakteriyel pnömoni (CABP) hastalarının tedavisinde ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanmış, yarı sentetik bir aminometilsiklin, tetrasiklin tipi antibiyotiktir. Bu çalışmada, omadasiklinin Gram-pozitif ve Gram-negatif bakterilere karşı in vitro aktivitesinin değerlendirilmesi amaçlanmış.

Bu sistematik derleme, “Preferred Reporting Items for Systematic Reviews and Meta-Analyses” (PRISMA) kılavuzuna uygun olarak gerçekleştirilmiş. İlgili makaleleri belirlemek amacıyla beş veri tabanında (Google Scholar, Web of Science, Embase, Scopus ve PubMed) literatürün başlangıcından Ekim 2025’e kadar olan süreç taranmış. Elde edilen veriler, FDA’nın ABSSSI ve CABP için belirlediği omadasiklin direnci sınır değerlerine göre yorumlanmış. Değerlendirmeler sonucunda toplam 31 çalışma analize dahil edilmiş. Metisiline dirençli (MRSA) ve metisiline duyarlı (MSSA) Staphylococcus aureus izolatlarının omadasiklin direnci sırasıyla %0–13 ve %0.3–0.7 olarak saptanmış. Enterococcus faecalis, Streptococcus pneumoniae ve Streptococcus pyogenes izolatlarının direnç oranları sırasıyla %0–%2.2, %0–%0.8 ve %0–%0.2 olarak bulunmuş. Gram-negatif bakteriler ele alındığında, Haemophilus influenzae izolatlarının omadasiklin direnci %0–%0.2, Enterobacter cloacae izolatlarının %0.3–%25.8 ve Klebsiella pneumoniae izolatlarının %0–%100 arasında değişim göstermiş.

Omadasiklin; S. pneumoniae, H. influenzae, S. aureus (hem MSSA hem de MRSA) ve E. faecalis suşlarına karşı iyi in vitro aktivite göstermiş. İlacın E. cloacae üzerindeki etkinliği de kayda değer düzeydeymiş. Buna karşın, K. pneumoniae suşlarına karşı aktivitesinin sınırlı olduğu gösterilmiş.

Falagas ME, Katritsi ED, Kontogiannis DS, Katsikas KM, Tzvetanova ID. Resistance of gram-negative and gram-positive pathogens to omadacycline: a systematic review. Eur J Clin Microbiol Infect Dis. 2026 May 26.

Makale İçin Tıklayınız

ESCMID’den Haberler: TAE Bahar Bülteni’ndeki Fırsatlar

ESCMID’in genç araştırmacı komisyonunun (TAE) üç ayda bir çıkan bülteni yayımlandı. Bültende genç hekimler için önemli fırsatlar bulunuyor. Budapeşte’de yapılacak olan Yaz Okulu için başvurular 5 Haziran’da bitiyor. 6-8 Ekim’de Verona/İtalya’da yapılacak olan Araştırma Yöntemleri Çalıştayı için başvurular devam ediyor. Diğer fırsatlar ve ayrıntılar bültende!

Bağlantı İçin Tıklayınız

Meşrutiyet Mah. Rumeli Cad.
İpek Apt. No. 70 D. 7
(Rumeli Eczanesi üstü),
34363 Şişli, İstanbul
Tel. ve Faks: (0212) 219 54 82
E-posta: klimik@klimik.org.tr